Osmanlıca-Türkçe Sözlük [İ Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

i’câz : 1.aciz bırakma. 2.şaşırtma.
i’dâdî : lise.
i’dâm : yok etme, öldürme.
i’lâ : yükseltme, yüceltme.
i’lâ edilmek yükseltilmek, yüceltilmek.
i’lâm : bildirme.
i’lâm edilmek bildirilmek.
i’lân : ilan.
i’mâl : yapma, işleme.
i’mâr : bayındırlaştırma, mamûr etme.
i’râz : 1.yüz çevirme. 2.uzak durma.
i’tâ : 1.verme. 2.verilme. 3.ödeme. 4.ödenme.
i’tâ edilmek 1.verilmek. 2.ödenmek.
i’tâ etmek 1.vermek. 2.ödemek.
i’tâ olunmak verilmek.
i’tâk : âzâd etme, özgür bırakma.
i’tikâf : bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama.
i’tilâ : 1.yükselme. 2.yüksek rütbeye ulaşma.
i’tizâl : köşesine çekilme.
i’tizâr : özür dileme.
i’vicâc : eğrilme, burkulma.
i’zâm : 1.gönderme. 2.gönderilme.
i’zâm edilmek gönderilmek, yollanmak.
i’zâm etmek göndermek, yollamak.
i’zâz : 1.değer verme. 2.ağırlama.
iâde : geri verme, geri gönderme.
iâde edilmek geri verilmek, geri gönderilmek,
iâde etmek geri vermek, geri göndermek.
iâde eylemek geri vermek.
iâde -i âfiyet etmek sağlığına kavuşmak.
iâde -i itibâr edilmek itibarı geri verilmek.
iâde -i ziyâret etmek ziyarete karşılık vermek.
iâdeten : geri verilmek üzere.
iânât : yardımlar, bağışlar.
iâne : yardım, bağış.
iâşe : geçindirme.
ib’âd : uzaklaştırma.
ibâ’ : çekinme, uzak durma, kaçınma.
ibâ’ etmek çekinmek, uzak durmak, kaçınmak.
ibâd : kullar.
ibâdât : ibadetler.
ibâdet : klluk, tapınma.
ibâdet etmek kulluk etmek, tapınmak.
ibadetgâh : ibadet yeri, mabet.
ibâdethâne :ibadet edilecek yer.
ibâdullah : 1.Tanrı’nın kulları. 2.çok, bol.
ibâhat : helal sayma, mübah görme.
ibâhî : helal sayan, mübah gören.
ibârât : 1 .cümleler. 2.paragraflar.
ibâre : 1.cümle. 2.paragraf.
ibâret : meydana gelen, oluşan.
ibâte : gece yatırma, geceyi geçirtme, barındırma.
ibdâ’ : yeni bir şey getirme, yaratma, geliştirme.
ibdâ’ etmek yeni bir şey getirmek, yaratmak, geliştirmek.
ibdâ’kâr : yaratıcı, yenilik getiren.
ibhâm : belirsizlik.
ibhâmât : belirsizlikler.
ibkâ : 1.devamlılık kazandırma. 2.sınıfta bırakma.
ibkâ etmek devamlılık kazandırmak, yaşatmak.
ibkâen : eski yerinde bırakarak.
ibl : deve.
iblâğ : 1.bildirme. 2.ulaştırma.
iblîs : 1.şeytan. 2.hileci.
iblîsâne : şeytanca.
ibn : oğul.
ibrâ’ : aklanma.
ibrâ’ etmek aklanmak.
ibrâm : zorlama.
ibrânâme : aklanma belgesi.
ibrâz : gösterme.
ibrâz edilmek gösterilmek.
ibrâz etmek göstermek.
ibre : 1.iğne. 2.gösterge.
ibret : hayat dersi.
ibretâmîz : ibret verici, ders verici.
ibretbahş :ibret verici.
ibreten : ibret olsun diye, ibret olarak.
ibrîk : ibrik, ıbrık, su, şarap gibi sıvı konulan kap.
ibrişim : ipek, ibrişim.
ibtâl : geçersiz kılma, kaldırma, bozma.
ibtâl edilmek geçersiz kılınmak, kaldırılmak, bozulmak.
ibtâl etmek geçersiz kılmak, kaldırmak, bozmak.
ibtidâ : 1.ilkin, önce. 2.başlangıç. 3.başlama.
ibtidâ’ etmek başlamak.
ibtidâ’î : 1.ilkel. 2.ilkokul.
ibtidâr : başlama, girişme.
ibtidâr edilmek başlanmak, girişilmek.
ibtidâr etmek başlamak, girişmek.
ibtihâc : sevinme.
ibtilâ : tutkunluk, müptelalık, düşkünlük.
ibtinâ : 1.bina etme. 2.dayanma. 3.bina edilme.
ibtinâ etmek 1.kurmak. 2.dayanmak.
ibtinâ’en : dayanarak.
ibzâr : gösterme.
îcâb : gerekme, gerek.
îcâbât : gereklilikler, gerekler.
icâbet : 1.kabul edilme. 2.uyma.
icâbet etmek uymak, muvafakat etmek.
îcâd : 1.var etme, yaratma. 2.icat.
îcâd edilmek 1.var edilmek, yaratılmak. 2.icat edilmek, buluş yapılmak.
îcâd etmek 1.var etmek, yaratmak. 2.icat etmek, buluş yapmak.
icâleten : aceleyle, acele olarak.
îcâr : 1.kiralama. 2.kiraya verme. 3.kira.
îcâr edilmek kiraya verilmek.
îcâr etmek kiraya vermek.
icâre : kira geliri.
îcâz : veciz anlatma, özlü söyleme.
icâzet : 1.izin. 2.mezuniyet belgesi, diploma.
icâzetnâme :diploma.
icbâr : zorlama.
icbâr edilmek zorlanmak.
icbâr etmek zorlamak.
iclâl : ululama.
icmâ’ : bir araya getirme.
icmâl : 1.özetleme. 2.özet. 3.toplam.
icmâl edilmek öçetlenmek.
icmâl etmek özetlemek.
icmâlen : özetle, özetleyerek.
icmâlî : derli toplu, özet halinde.
icrâ : 1.yürütme, yapma, yerine getirme. 2.yapılma, yerine getirilme,
icrâ edilmek yürütülmek, yapılmak, yerine getirilmek.
icrâ etmek yürütmek, yapmak, yerine getirmek.
icrâât : yapılanlar.
ictihâd : 1 .çalışma, çabalama. 2.görüş. 3.dinî kaynaklar ışığında
ictimâ’ : 1 .toplanma, bir araya gelme, toplantı. 2.toplum.
ictimâ’ etmek toplanmak, bir araya gelmek.
ictimâât : toplantılar, bir araya gelişler.
ictimâî : toplumsal, sosyal, toplumbilimsel.
ictimâileşme : sosyalleşme, sosyalizasyon.
ictimâîleşmek sosyalleşmek.
ictimâiyyât : . sosyoloji, toplumbilim.
ictimâiyyâtçı : sosyolog, toplumbilimci.
ictimâiyyûn : . sosyologlar, toplumbilimciler.
ictinâb : kaçınma, uzak durma, çekinme.
ictinâb etmek kaçınmak, uzak durmak, çekinmek.
ictisâr : yüreklenme, cesaret bulma.
ictisâr etmek cesaretlenmek, cesaret bulmak.
içermek.
içki içen.
îd : bayram.
îd -i adhâ kurban bayramı.
îd -i fıtr ramazan bayramı, şeker bayramı.
idâme : devam ettirme, sürdürme.
idâme edilmek sürdürülmek, devam edilmek.
idâre : 1.döndürme. 2.çekip çevirme, yönetme. 3.devlet dairesi. 4.yönetim.
idâre -i maslahat etmek işleri öyle veya böyle idare etmek.
idâre -i örfiyye sıkıyönetim.
idârehâne :yönetim bürosu.
idârî : yönetimsel.
idbâr : talihsizlik.
iddiâ : 1.düşüncesinde ısrar etme. 2.dava etme. 3.inat.
idhâl : 1.içeri alma, sokma. 2.yurt dışından getirme, dışalım, ithal.
idhâl edilmek 1.içeri alınmak, sokulmak. 2.dışalım yapılmak.
idhâl etmek 1.içeri almak, sokmak. 2.yurt dışından getirmek, dışalım yapmak,
idhâlât : ithalat, dışalım malları.
îdiyye : bayramlık, bayram bahşişi.
idmân : 1.alıştırma. 2.spor, egzersiz.
idrâk : 1.kavrama, anlama. 2.erişme.
idrâk edilmek 1.kavranmak, anlaşılmak. 2.yaşanmak.
idrak etmek1.kavramak, anlamak. 2.yaşamak, görmek.
idrâr : sidik.
îfâ : 1.yapma, yerine getirme. 2.ödeme.
îfâ edilmek 1.yapılmak, yerine getirilmek. 2.ödenmek.
îfâ etmek 1.yapmak, yerine getirmek. 2.ödemek.
îfâ -yı vazife etmek görev yapmak, görevini yerine getirmek.
îfâ -yı vazife görev yapma.
ifâdât : ifadeler.
ifâde : söylem, anlatım, dile getirme.
ifâde edilmek anlatılmak, belirtilmek, dile getirilmek.
ifâde etmek anlatmak, belirtmek, dile getirmek.
ifâkat : iyileşme.
ifâkat bulmak iyileşmek.
ifâze : 1.taşma. 2.bereketlendirme.
iffet : namusluluk, namus düşkünlüğü.
ifhâm : anlatma.
ifhâm etmek anlatmak.
iflâh : rahata erme, kurtulma.
iflâh etmek ondurmak, dertten kurtarmak.
iflâh olmak iyileşmek, kurtulmak.
iflâs : her şeyini yitirme, bitip tükenme.
ifnâ : yok etme.
ifrâğ : dökme, boşaltma.
ifrât : aşırıya kaçma.
ifrâtkâr : aşırıya kaçan.
ifratperestî : aşırıcılık.
ifrâz : 1.parçalara bölme. 2.parselleme. 3.salgı.
ifraz edilmek salgılanmak, çıkarılmak.
ifrâzât : 1.salgılar. 2.parsellemeler.
ifrît : mitolojik canavar.
ifsâd : 1.bozma. 2.bozgunculuk yapma.
ifsâd etmek bozmak, fesada sürüklemek.
ifşâ : açığa vurma.
ifşâ edilmek açığa vurulmak.
ifşâ etmek açığa vurmak.
ifşâât : açığa vurmalar.
iftâr : 1.oruç açma. 2.Ramazan ayında verilen akşam yemeği.
iftâr etmek oruç açmak.
iftâriyye : iftarlık, iftar için hazırlanan yiyecek.
iftihâr : övünme, kıvanma, kıvanç.
iftihar etmek övünmek, gurur duymak.
iftihâr etmek övünmek, kıvanç duymak.
iftikâr : yoksulluk çekme.
iftirâ : birine işlemediği suçu yıkma.
iftirâk : ayrılık.
iftirâs : parçalama.
iftitâh : 1 .açılış. 2.başlama.
iftizâh : rezillik, skandal.
iğbirâr : kırılma, alınma, gücenme.
iğfâl : 1.aldatma, kandırma. 2.ırza geçme.
iğfâl edilmek 1.aldatılmak, kandırılmak. 2.ırzına geçilmek.
iğfâl etmek 1.aldatmak, kandırmak. 2.ırzına geçmek.
iğlâk : üstü kapalı konuşma.
iğlât : yanıltma.
iğmâz : görmezden gelme, göz yumma.
iğnâ : zengin etme, kimseye muhtaç olmayacak hale getirme.
iğrâk : 1.boğma. 2.abartma.
iğtinâm : 1 .ganimet bilme. 2.ganimet alma.
iğtişâş : karışıklık, kargaşa, anarşi.
iğtişâşât : karışıklıklar, anarşiler.
iğvâ : azdırma, ayartma.
iğvâ etmek azdırmak, ayartmak.
ihâle : havale etme, bırakma.
îhâm : iki anlama gelen kelimenin uzak anlamını kasdetme.
ihânet : hainlik.
ihâta : 1.kavrama. 2.kuşatma, sarma.
ihâta edilmek çevrelenmek, sarılmak, kuşatılmak.
ihâta etmek 1.kavramak. 2.kuşatmak, sarmak.
ihbâr : bildirme, haber verme.
ihbar etmek bildirmek, haber vermek.
ihbârnâme : . bildiri kağıdı.
ihdâ : hediye etme.
ihdâ edilmek hediye edilmek.
ihdâ etmek hediye etmek.
ihdâs : kurma, oluşturma, meydana getirme.
ihdâs edilmek kurulmak, oluşturulmak, meydana getirilmek.
ihdâs etmek kurmak, oluşturmak, meydana getirmek.
ihdas olunmak kurulmak, oluşturulmak, konulmak.
ihfâ : gizleme, saklama.
ihfâf : hafife alma.
ihkâk : hakkını verme.
ihkâk -ı hak hakkını verme.
ihlâ : boşaltma.
ihlâk : helak etme, yok etme, öldürme.
ihlâl : bozma, lekeleme, halel getirme.
ihlâl edilmek bozulmak, halel getirilmek.
ihlâl etmek bozmak, halel getirmek.
ihlâs : içtenlik, dürüstlük.
ihmâl : önemsememe, savsaklatma.
ihmâlkâr : ihmalci.
ihrâc : 1.çıkartma. 2.dışsatım, yurt dışına gönderme.
ihrâc edilmek 1.çıkarılmak. 2.dışsatım yapılmak, ihraç edilmek.
ihrâc etmek 1.çıkarmak. 2.dışsatım yapmak, ihraç etmek.
ihrac olunmak çıkarılmak.
ihrâcât : 1.çıkarmalar. 2.dışsatımlar.
ihrâk : yakma.
ihrak edilmek yakılmak.
ihrak olunmak yakılmak.
ihrâm : hac zamanı giyilen beyaz giysi.
ihrâz : kazanma, elde etme.
ihraz etmek kazanmak, elde etmek.
ihsâ : sayma.
ihsâî : sayım ile ilgili, istatistik.
ihsâiyyât : istatistik.
ihsâiyye : istatistik.
ihsân : 1.bağış. 2.iyilik.
ihsâs : hissettirme.
ihtâr : uyarı, hatırlatma.
ihtâr edilmek uyarılmak, hatırlatılmak.
ihtâr etmek uyarmak, hatırlatmak.
ihticâc : kanıt gösterme.
ihtidâ : hidayete erme, müslüman olma.
ihtidâ etmek hidayete ermek, müslüman olmak.
ihtifâ : gizlenme.
ihtifâl : anma töreni.
ihtikâr : vurgun.
ihtilâc : 1 .çırpınma. 2.seğirme.
ihtilâf : uyuşmazlık.
ihtilâfat : uyuşmazlıklar.
ihtilâl : 1 .bozukluk, arıza. 2.ihtilal.
ihtilâlat : 1.bozukluklar. 2.ihtilaller.
ihtilâm : düşazma, şeytan aldatması.
ihtilâs : zimmetine para geçirme, para çalma.
ihtilât : 1 .karışma. 2.görüşme, kaynaşma.
ihtilât etmek karışmak.
ihtimâl : 1 .olasılık. 2.yüklenme. 3.belki.
ihtimal ki : belki de, muhtemelen.
ihtimal vermek sanmak, tahmin etmek.
ihtimâlât : olasılıklar.
ihtimâm : özen.
ihtinâk : boğulma.
ihtirâ : icat, buluş.
ihtirâat : buluşlar.
ihtirak : yanma.
ihtirâm : saygı duyma, hürmet etme.
ihtirâmen : saygıyla, saygı duyarak.
ihtirâs : aşırı hırs.
ihtirâz : kaçınma, çekinme, uzak durma, geri durma.
ihtirâz etmek kaçınmak, çekinmek, uzak durmak, geri durmak.
ihtisâr : kısaltma, özetleme.
ihtisâr edilmek kısaltılmak, özetlenmek.
ihtisâr etmek kısaltmak, özetlemek.
ihtisâren : özetle, kısaltarak, kısaca.
ihtisâs : uzmanlık.
ihtişâm : görkem.
ihtitâm : sona erme.
ihtivâ : içerme.
ihtivâ etmek içermek.
ihtiyâc : 1 .gereksinim2.yoksulluk.
ihtiyâcât : gereksinimler.
ihtiyâl : hile yapma.
ihtiyâr : 1 .seçme. 2.seçilme. 3.seçme hakky. 4.yaşlı.
ihtiyârî : kişisel seçime bağlı, isteğe bağlı.
ihtiyât : 1 .tedbirli davranış. 2.yedek.
ihtiyâten : tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak.
ihtiyatkâr : tedbirli, ihtiyatlı.
ihtizâr : can çekişme.
ihtizâz : titreme, titreyiş.
ihvân : dostlar.
ihyâ : 1.diriltme, yaşatma. 2.canlılık kazandırma. 3.geceyi ibadet
ihyâ olunmak yaşatılmak, canlandırılmak.
ihzâr : 1.çağırma, huzura getirme. 2.hazırlama. 3.hazırlanma.
ihzar etmek 1.hazırlamak. 2.getirmek.
ihzârî : hazırlayıcı.
ik’âd : oturtma.
îkâ : yapma.
îka etmek vermek, bırakmak.
ikâb : ceza.
ikâl : 1.bağ. 2.köstek, pranga.
ikâme : 1.kaldırma. 2.oturma. 3.yerine koyma.
ikâme etmek yerine koymak.
ikâmet : 1.oturma. 2.namaza durma.
ikâmetgah : oturma yeri.
îkâz : 1.uyandırma. 2.uyarma.
îkâz edilmek uyarılmak.
îkâz etmek uyarmak.
ikbâl : 1.talih. 2.mutluluk.
ikdâm : girişim.
iklîm : 1.ülke, yer, diyar. 2.coğrâfî yaşam koşulları.
ikmâl : 1.tamamlama, bitirme. 2.bütünleme.
ikmâl edilmek tamamlanmak, bitirilmek.
ikmâl etmek tamamlamak, bitirmek.
iknâ : razı etme.
iknâ etmek razı etmek.
ikrâh : tiksinme, iğrenme.
ikrâh etmek tiksinmek, iğrenmek.
ikrâhen : tiksinerek, iğrenerek.
ikrâm : 1.cömertlik. 2.sunma, armağan etme.
ikrâmiyye : 1.bahşiş. 2.ikrâm olarak verilen para veya eşya.
ikrâr : 1.itiraf. 2.dile getirme. 3.kabullenme.
ikrâr etmek 1.itiraf etmek. 2.dile getirmek. 3.kabullenmek.
ikrâz : borçlandırma, borç verme.
iksîr : olağanüstü etkileri olan şurup.
iktibâs : alıntı.
iktibâs edilmek alınmak.
iktibâs etmek alıntı yapmak, ödünç almak.
iktibâsât : alıntılar.
iktidâ : uyma.
iktidâ etmek uymak.
iktidâr : 1 .güçlülük, kudret. 2.görev başındaki yönetim.
iktifâ : yetinme.
iktifâ edilmek yetinilmek.
iktifâ etmek yetinmek.
iktihâl : sürme çekme.
iktirâh : içinden gelerek konuşma.
iktirân : yakınlaşma, yaklaşma.
iktisâ : giyinme, bürünme.
iktisâ etmek giymek
iktisâb : kazanma, çalışarak kazanma.
iktisâb etmek kazanmak.
iktisâb eylemek kazanmak.
iktisâd : 1 .tutum. 2.ekonomi.
iktisâdî : ekonomik.
iktisâdiyyât : . ekonomi.
iktisâdiyyûn : . iktisatçılar, ekonomistler.
iktisâr : kısaltma.
iktitâf : derme, devşirme, seçme.
iktizâ : 1.gerekme. 2.ihtiyaç.
iktizâ etmek gerekmek.
ilâ : –e kadar.
ilâc : 1.ilaç. 2.tedavi. 3.çare.
ilâcnâpezîr :tedavi edilmez.
ilâh : tanrı, ilah.
ilâh : ve benzerleri, ve diğerleri.
ilâhe : tanrıça.
ilâhî : 1.tanrısal. 2.ilahî, dinî şarkı.
ilâhî : Tanrım.
ilâhiyyât : tanrıbilim, teoloji.
ilânihâye : sonuna kadar.
ilâvât : ilaveler, ekler.
ilâve : ek.
ilave etmek eklemek.
ilâveten : ek olarak, yanı sıra.
ilel : 1 .hastalıklar. 2.sebepler.
ilelebed : sonsuza dek.
ilgâ : lağvetme, kaldırma.
ilgâ eylemek lağvetmek, kaldırmak.
ilhâd : dinden çıkma, dinsizlik.
ilhâk : 1.katma, karıştırma. 2.katılma.
ilhak olunmak katılmak.
ilhâm : esin.
ilhâmât : ilhamlar, esinler.
ilim : ilim.
ilkâ : atma, bırakma.
ilkâ etmek atmak.
ilkâh : aşılama, dölleme.
illâ : 1 . -den başka. 2.ille de, mutlaka. 3.yoksa, aksi takdirde.
illet : 1 .hastalık. 2.sebep.
illî : nedensel.
illiyyet : nedensellik.
ilm : bilim.
ilmî : bilimsel.
ilmiyye : din bilginleri.
ilsâk : bitiştirme, yapıştırma, kavuşturma.
iltibâs : benzerlik.
ilticâ : sığınma.
ilticâgâh : sığınak, sığınma yeri.
iltifat : 1 .dönme. 2.ilgi gösterme. 2.gönül alma.
iltihâb : 1 .alevlenme. 2.yangı.
iltihak : katılma.
iltihak etmek katılmak.
iltihâm : yara kapanması.
iltimâs : kayırma.
iltisâk : kavuşma, yapışma.
iltisak etmek kavuşmak.
iltiyâm : yara iyileşmesi.
iltizâm : 1 .gerekli görme. 2.taraf tutma.
iltizâz : lezzet alma.
ilzâm : susturma.
îmâ : dolaylı anlatım, işaret.
îmâ etmek işaret etmek, göstermek.
imâd : direk.
imâl etmek yapmak.
imâle : kısa heceyi uzun okuma.
imâm : 1.namaz kıldıran. 2.önder, lider. 3.Hz. Ali’nin soyundan gelen.
îmân : inanma.
iman etmek inanmak.
imâret : 1.aşevi. 2.bayındırlık.
imdâd : yardım isteme, imdat.
imhâ : 1.yok etme. 2.yok edilme.
imhâ edilmek yok edilmek.
imhâ etmek yok etmek.
imkân : olanak.
imlâ : 1.doldurma. 2.yazı bilgisi. 3.yazı
imrâr : geçirme.
imsâk : orucun başlangıç saati.
imsâkiyye : oruca başlama ve oruç açma saatlerini gösteren
imtidad etmek uzanmak.
imtihân : 1 .sınav. 2.deneme.
imtinâ : kaçınma.
imtinâ etmek kaçınmak, geri durmak.
imtisâl : 1 .boyun eğme. 2.verilen işi yapma.
imtiyâz : 1 .ayrıcalık. 2.kapitülasyon.
imtizâc : uyuşma, uzlaşma.
imtizâc etmek uyuşmak, uzlaşmak.
în : bu.
in’âm : 1.bağış, ihsan. 2.bahşiş.
in’ikâd : 1 .bağlanma. 2.toplanma.
in’ikâs : yanıyma.
in’itâf : 1 .bükülme. 2.dönme.
in’itâf etmek çevrilmek, dönmek.
inâd : inat.
inân : dizgin.
inâre : aydınlatma.
inâyât : iyilikler.
inâyet : iyilik.
incizâb : cazibeye kapılma.
ind : 1 .kat. 2.görüş. 3.yan.
indî : kişisel, kişinin kendi kanısına dayanan.
indifâ : püskürme.
indifâ etmek püskürmek.
ineb : üzüm.
infâk : geçindirme, nafakalandırma.
infâz : uygulama, yerine getirme, yapma.
infiâl : kırılma, gücenme.
infikâk : ayrılış.
infilâk : patlama.
infirâd : bir başına kalma.
infirâd ettirilmek bir başına bırakılmak.
infisâl : ayrılma.
inhibât : düşüş.
inhidâm : yıkılma.
inhilâl : 1 .çözülme, ayrışma. 2.dağılma.
inhimâk : aşırı düşkünlük.
inhinâ : 1.eğri, yay. 2.kıvrılma, bükülme, yay şeklini alma.
inhirâf : sapma.
inhiraf olunmak dönülmek.
inhisâf : 1 .ay tutulması. 2.gelişimini yitirmek, parlaklığını
inhisâr : tekel.
inhitat : çöküş, düşüş.
inhizâm : bozguna uğrama.
inkâr : yadsıma, reddetme.
inkâr edilmek yadsınmak.
inkâr etmek yadsımak.
inkılâb : 1 .devrim. 2.değişim, dönüşüm.
inkılâb etmek dönüşmek.
inkırâz bulmak tükenmek, çökmek.
inkıtâ : kesilme, kesintiye uğrama.
inkıyâd : bağlanma, boyun eğme.
inkızâ : geçip gitme.
inkibâz : kabızlık.
inkirâz : çökme, tükeniş.
inkisâm : bölünme.
inkisâm etmek bölünmek.
inkisâr : 1 .ilenme, beddua etme. 2.kırılma.
inkişâf : 1 .ortaya çıkma. 2.gelişim, gelişme.
inkişaf bulmak gelişmek.
inkişaf etmek gelişmek.
insâf : acıma.
insânî : 1 .insanlık. 2.insan ile ilgili.
insaniyu’l-merkez : insan merkezli.
insâniyyet : insanlık.
insibab etmek dökülmek.
insicâm : düzen, sıra.
insiyâk : içgüdü.
insiyâkî : içgüdüsel.
insücin : . insanlar ve cinler.
inşâ : 1.yapma. 2.güzel yazı yazma. 3.kompozisyon.
inşiâb : 1 .bölünme. 2.dallanma.
inşikâk : yarılma, bölünme.
inşikâk etmek yarılmak, bölünmek.
inşirâh : açılma, ferahlama.
intâc : 1.sonuçlandırma. 2.doğurma.
intâc etmek 1.sonuçlandırmak. 2.doğurmak.
intâk : konuşturma.
intânî : mikroplu.
intibâ : 1 .izlenim. 2.basılma.
intibâh : uyanış.
intibâk : uyum.
intifâ : ateşin sönmesi.
intifâ’ : yararlanma.
intihâ : 1.son. 2.sona erme.
intihâb : 1 .seçme. 2.seçilme. 3.seçim.
intihâb edilmek seçilmek.
intihab eylemek seçmek.
intihâbât : seçimler.
intihâl : bir başkasının eserini sahiplenme.
intihâr : kendini öldürme, canına kıyma.
intihâr etmek kendini öldürmek, canına kıymak.
intikâd : eleştiri, tenkit.
intikâl : 1 .göçme, taşınma. 2.kavrama. 3.miras geçmesi.
intikal etmek geçmek
intikâm : öc.
intikam almak öc almak.
intikâmcû : intikamcı.
intisâb : 1 .bir yere mensup olma. 2.bir yere bağlanma, bir yerde
intişâr : 1 .yayılma. 2.yayınlanma. 3.üreme.
intişâr etmek 1.yayılmak. 2.yayınlanmak.
intizâ’ : söküp alma.
intizâm : düzen.
intizamperver : düzeni seven, düzenli, tertipli.
intizâr : bekleme, bekleyiş.
intizâr etmek beklemek.
inzâl : indirme.
inzibât : zapturapt altında bulunma, düzen.
inzimâm : eklenme.
inzivâ : köşesine çekilme, tek başına yaşama.
inzivagâh : köşeye çekilme yeri, inziva yeri.
irâ’e : gösterme.
irâ’e etmek göstermek.
îrâd : 1.getirme, söyleme. 2.gelir, kazanç.
irâde : 1.istek. 2.buyruk.
irâdet : isteme, istek.
îrânî : İranlı.
ircâ’ : eski haline döndürme, çevirme.
ircâ’ etmek döndürmek, çevirmek.
irfân : 1.bilme. 2.kültür.
irfanperver :kültürlü.
irs : 1 .miras. 2.soyaçekim, kalıtım.
irsâl : gönderme.
irsen : kalıtımsal, miras yoluyla.
irsî : kalıtımsal.
irsiyyet : kalıtımsallık, irsîlik.
irşâd : hidayete erdirme, doğru yolu gösterme.
irşâd etmek hidayete erdirmek, doğru yolu göstermek.
irtiâş : titreme.
irtibât : bağlantı, ilişki, ilgi.
irticâ : 1 .geriye dönüş. 2.gericilik.
irticakâr : . gerici.
irticâlen : düşünmeden söyleyerek.
irtidâd : dinden çıkma.
irtifâ : yükseklik.
irtihâl : 1 .göçme. 2.ölüm.
irtihâl etmek ölmek.
irtikâ : 1.yükselme. 2.yüksek mevkiye gelme.
irtikâb : suç işleme.
irtisam etmek resmedilmek, izi düşmek.
irtişâ : rüşvet yeme.
irtizâk : rızıklanma.
irzâ : ikna etme, razı etme.
irzâ’ : emzirme, süt verme.
is’âd : yükseltme.
is’âd etmek yükseltmek, çıkartmak.
is’âd olunmak yükseltilmek.
is’af olunmak yerine getirilmek.
is’âr : fiyat belirleme.
isâbet : rastgelme. 2.tutarlılık.
isâet : kötülük etme.
îsâl : kavuşturma, ulaştırma.
isâl etmek ulaştırmak.
isâle : akıtma.
isbât : kanıtlama.
isbât -ı vücûd etmek bir yerde bulunmak, varlığını göstermek.
îsevî : Hıristiyan.
îseviyyet : Hıristiyanlık.
isfenc : sünger.
ishâl : sürgün, cırcır olma.
iskân : 1.yerleştirme. 2.yerleştirilme.
iskân edilmek yerleştirilmek.
iskân etmek yerleştirmek.
iskat : düşürme.
iskât : susturma.
iskât etmek susturmak.
islâm : 1.müslümanlık. 2.müslüman.
islâmiyyet : müslümanlık.
ism : ad.
ismet : 1.masumluk. 2.haramdan kaçınma.
isnâ’aşer : oniki.
isnâd : 1.dayama, yükleme. 2.iftira.
isneyn : pazartesi.
isrâf : savurganlık.
istî’âb : kapasite, alım gücü, sığıdırma.
isti’câl : aceleci davranış.
isti’fâ : 1 .affını isteme. 2.görevinden ayrılma.
isti’kâf : bir yere kapanma.
isti’lâm : bilgi isteme.
isti’mâl : 1.kullanma. 2.kullanılma. 3.yapılma.
isti’mâl edilmek kullanılmak.
isti’mâl etmek kullanmak.
istiâne : yardım isteme.
istiâne olunmak yardım istenmek.
istib’âd : uzak görme.
istibdâd : baskı rejimi.
istibdâdkâr : baskıcı.
isticâbet : kabul edilme.
isticvâb etmek sorgulamak.
istid’â : 1 .dilekçe. 2.yalvararak isteme.
istid’ânâme : dilekçe.
istîdâd : yetenek.
istidlâl : delil ile hüküm çıkarma, akıl yürütme, delillerin ışığında
istifâdebahş :yararlı.
istifhâm : 1.sorma. 2.soru işareti.
istifrâğ : kusma.
istifrâğ etmek kusmak.
istifsâr etmek açıklama istemek.
istigâse : yardım isteme.
istiğnâ : 1 .kimseye muhtaç olmama. 2.eyvallah etmeme. 3.tokgözlülük.
istiğrâk : 1.dalma, gömülme. 2.boğulma. 3.kendinden geçme.
istihâle : 1.başkalaşım, değişim. 2.imkansızlık.
istihâre : bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten
istihâse : fosilleşme.
istihbâr : duyum, haber alma.
istihbârât : . duyumlar, haber almalar.
istihdâf : hedef edinme.
istihdaf eylemek hedef edinmek.
istihdâm : hizmete alma.
istihfâf : hafife alma, küçümseme.
istihfâfkâr : hafife alan, küçümseyen.
istihfafkârlık : küçümseme, hafife alma.
istihkak : 1.hak etme. 2.hak edilmiş şey.
istihkâm : 1.sağlamlık. 2.siper.
istihkâr : aşağılama.
istihlâk : tüketim.
istihlâk etmek tüketmek, harcamak.
istihmâm : banyo yapma, yıkanma.
istihrâc : 1.çıkarma. 2.hüküm çıkarma. 3.anket.
istihrâc etmek çıkarmak.
istihsâl : 1.elde etme. 2.elde edilme. 3.üretim.
istihsân : güzel bulma, beğenme.
istihyâ : utanma.
istihzâ : alay.
istihzâ etmek alay etmek.
istihzâr : 1.hazırlama. 2.hazırlanma. 2.huzura çağırma.
istikâmet : 1.doğruluk. 2.dürüstlük. 3.yön.
istikamet vermek yön vermek.
istikbâh : ayıplama.
istikbâl : 1.karşılama. 2.gelecek. 3.kıbleye dönme.
istikbal etmek karşılamak.
istikbâr : büyüklenme.
istikfâf : yetinme.
istiklâl : bağımsızlık.
istikmâl : tamamlama.
istikrâh : iğrenme, tiksinme.
istikrâh etmek iğrenmek, tiksinmek.
istikrâr : kararlılık.
istikrâz : borçlanma.
istikşâf : keşif çalışması yapma.
istîlâ : yayılma, ele geçirme.
istîlâ etmek yayılmak, ele geçirmek.
istilzâm : gerekme, gerektirme.
istilzâm etmek gerekmek, gerektirmek.
istilzâm eylemek gerektirmek.
istimâ’ : dinleme, kulak verme.
istimâ’ etmek kulak vermek, dinlemek.
istimdâd : yardım isteme.
istimhâl : ek süre isteme.
istimlâk : kamulaştırma.
istimlâk edilmek kamulaştırılmak.
istimlâk etmek kamulaştırmak.
istimnâ’ : mastürbasyon.
istimrâr : süreklilik.
istinâd : 1 .dayanma. 2.güvenme.
istinâd etmek dayanmak.
istinâden : 1.dayanarak. 2.güvenerek.
istinadgâh : . dayanak.
istînâf : üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin kararının
istinbât : anlam çıkarma, hüküm çıkarma.
istinkâf : çekimserlik.
istinkâf etmek çekimser kalmak.
istinşâk : buruna su çekme.
istintâk : sorgulama.
istintâk etmek sorgulamak, sorguya çekmek.
istirâhat : dinlenme.
istirâhat etmek dinlenmek.
istirâk-ı sem’ etmek kulak misafiri olmak.
istirdâd : geri isteme, geri alma.
istirdâd edilmek geri alınmak.
istirdâd etmek geri almak.
istirhâm : rica etme, yalvararak isteme.
istirhâm etmek rica etmek, yalvararak istemek.
istirhamkâr : yalvarırcasına.
istirkab etmek çekememek.
istiskâ : 1 .yağmur duasına çıkma. 2.vücutta su toplanması.
istiskâl : hoş karşılamama, yüz vermeme.
istisnâ : kural dışı.
istisnâ’î : kural dışı.
istişâre : danışma.
istişâre etmek danışmak.
istişhâd : 1.kanıt gösterme. 2.örnek verme.
istişhâd yapmak örnek vermek.
istitâat : güç.
istitâr : örtünme.
istitrâden : sırası gelmişken.
istivâ : 1.eşitlik. 2.düzlük.
istiz’âf : zayıf düşürme, zayıf görme.
istîzâh : gensoru.
istîzân : izin isteme.
isyân : başkaldırı.
îş : 1 .yaşama. 2.eğlenme, gününü gün etme.
iş’âr : bildirme, gösterme.
işâa : duyurma, yayma.
işârât : işaretler.
işâret : 1.gösterme. 2.alamet. 3.iz.
işâreten : işaret ederek.
işbâ’ : 1.doyurma. .doldurma.
işgâl : 1.meşgul etme. 2.ele geçirme.
işgal etmek 1.meşgul etmek. 2.ele geçirmek.
işhâd : tanık getirme.
işkence : acı verme, eziyet etme.
işmi’zâz : 1.surat ekşitme. 2.ürperme.
işrâk : 1.doğma. 2.aydınlatma.
işrâkî : Pisagorcu.
işret : 1.içki. 2.içki alemi.
işrîn : yirmi.
iştiâl : alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma.
iştibâh : kuşkuya düşme.
iştigâl : uğraşı.
iştigâl etmek uğraşmak, meşgul olmak.
iştihâ : iştah.
iştihâengîz : iştah açıcı, iştah verici.
iştihâr : meşhur olma.
iştihâr etmek meşhur olmak.
iştikâk : türeme.
iştimâl : kapsama.
iştirâ : satın alma.
iştirâ etmek satın almak.
iştirâk : 1 .katılım. 2.ortaklık.
iştirâkiyye : komünizm.
iştiyâk : şevklenme, şevk duyma.
îşü nûş etmek yiyip içmek, gününü gün etmek.
işve : cilve, naz, eda.
işvebâz :işveli.
işveger : işveli.
işvekâr :işveli, şivekâr.
it’âm : doyurma, yemek verme.
itâat : uyma, boyun eğme.
itâat etmek uymak, boyun eğmek.
itâb : azarlama, paylama, çıkışma.
itâle : uzatma.
itbâ : tabi kılma.
itfâ : söndürme.
itfâ etmek söndürmek.
itfâiyye : yangın söndürme teşkilatı.
ithâf : 1.hediye etme. 2.eser sahibinin eserini birine veya bir
ithal etmek.
ithâm : suçlama, töhmet altında bırakma.
itham etmek suçlamak.
itibâr : saygınlık.
itibar etmek 1.değerlendirmek, dikkate almak.
itibâren : –den beri.
itibârî : 1.göz kararı. 2.var sayılan.
itibariyle : bakımından.
itidâl : denge, ölçülü olma.
itikâd : inanç.
itikâd etmek inanmak.
itikâdât : inançlar.
itikadiyât : . inançla ilgili şeyler.
itikadperverlik : inanç besleme.
itilâf : 1 .uzlaşma, görüş birliğine varma. 2.alışma.
itilafkâr : . uzlaştırıcı, birleştirici.
itimâd : güven.
itimâd edilmek güvenilmek.
itimâd etmek güvenmek.
itimâden : güvenerek.
itimâdnâme : güven mektubu.
itinâ : özen.
itinâ edilmek özen gösterilmek.
itinâ etmek özen göstermek.
itinakâr : özen gösteren, itinalı.
itirâf : 1 .sakladığı şeyi söyleme. 2.hakkın verme.
itisâf : yolsuzluk.
itiyâd : alışkanlık.
itiyâd kesb etmek alışkanlık kazanmak.
itizâm -ı mâ lâ yelzem abesle iştigal etmek.
itkân : 1.emin olma. 2.sağlamlaştırma.
itlâf : öldürme, telef etme, ortadan kaldırma.
itmâm : tamamlama, bitirme.
itmâm edilmek tamamlanmak, bitirilmek.
itmâm etmek tamamlamak, bitirmek.
itmînân : emin olma, kendine güvenme.
ittibâ : uyma, izleme.
ittibâ etmek uymak, izlemek.
ittibâen : uyarak, izleyerek, ardından giderek.
ittifâk : birleşme.
ittifâken : tesadüfen, rastgele.
ittifâkî : tesadüfî.
ittihâd : birlik.
ittihâd -ı islâm panislamizm.
ittihâm : töhmet altında kalma.
ittihâz : 1.alma. 2.kabul etme. 3.kullanma. 4.değerlendirme.
ittihâz edilmek 1.alınmak. 2.kabul edilmek. 3.kullanılmak. 4.değerlendirilmek.
ittihâz etmek 1.almak. 2.kabul etmek. 3.kullanmak. 4.değerlendirmek.
ittikâ : dayanma, yaslanma.
ittikâ etmek dayanmak, yaslanmak.
ittisâ : 1.genişlik. 2.genişleme.
ittisâl : 1.birleşme, kavuşma. 2.bitişik.
ityân : getirme.
ivaz : karşılık, bedel.
ivazan : karşılığında, karşılık olarak.
iyâbüzihâb :. gidiş geliş.
iyâl : hanım, eş.
iyân : açık, ayan beyan.
iz’âc etmek rahatsız etmek.
iz’âf : zayıflatma.
iz’ân : 1.kavrayış. 2.terbiye.
iz’ân etmek akıl etmek.
izâbe : eritme.
izâe : aydınlatma.
izâfe : ekleme.
izâfet : 1.ilgi, bağ. 2.tamlama.
izâfeten : ek olarak, yanı sıra.
izâfî : göreceli.
izâfiyyet : görecelilik.
îzâh : açıklama.
îzâh edilmek açıklanmak.
îzâh etmek açıklamak.
îzâhât : açıklamalar.
îzâhât vermek açıklamada bulunmak, açıklama yapmak.
îzâhen : açıklayarak.
izâle : 1.yok etme. 2.giderme.
izâle edilmek 1.yok edilmek. 2.giderilmek.
izâle etmek 1.yok etmek. 2.gidermek.
izâm : büyükler, ulular.
izâr : peştemal.
izâr : yanak.
izdihâm : aşırı kalabalık, aşırı yığılma.
izdivâc : evlilik.
izdiyâd : artış, çoğalma.
îzed : Tanrı.
izhâr : gösterme.
izhâr etmek göstermek, belli etmek, açığa vurmak.
izin : izin.
izkâr : zikretme, dile getirme, hatırlatma.
izlâl : alçaltma.
izmihlâl : yok olma.
izn : izin.
izz : 1 .değer. 2.yücelik.
izzet : 1 .değer. 2.yücelik. 3.saygı.



Neye, Kime Denir? Kimdir? Adresi Neresi? © 2018