Osmanlıca-Türkçe Sözlük [K Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

ka’b : 1 .aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp.
ka’r : 1 .derinlik. 2.çukur. 3.dip.
kabâ : cübbe.
kabahat : suç, kusur.
kabâih : suçlular, kabahatliler.
kabâil : kâbileler.
kabîh : çirkin, hoş olmayan.
kâbil : 1.mümkün. 2.yetenekli.
kabîl : gibi, benzeri.
kâbil olmak mümkün olmak, elvermek.
kabîle : boy, kâbile.
kâbile : ebe.
kâbil-i kıyas kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir.
kâbiliyet : yetenek.
kâbiliyyât : yetenekler.
kâbin : mehir.
kabir : mezar.
kabl : önce.
kablelmîlad : . milattan önce.
kablettârih : . tarih öncesi.
kablettarihî : tarih öncesi.
kabr : mezar kabir.
kabristan : mezarlık.
kabul : 1.kabul etme. 2.alma.
kâbûs : karabasan.
kabz : tutma, kavrama.
kabza : sap.
kâc : çam.
kad : boy.
kadd : boy.
kadeh : 1 .bardak. 2.içki kadehi.
kadem : 1 .adım. 2.ayak.
kademe : 1.basamak. 2.derece.
kader : ilahî takdir.
kadh : kötüleme, kınama.
kadı : dinî yargıç.
kadid : 1.kurutulmuş et, kadit. 2.canlı cenaze.
kâdilkudât : başkadı.
kadim : eski.
kadîmen : eskiden.
kadîr : çok güçlü.
kâdir : güçlü.
kadirdân : değerbilir.
kadirşinâs : değerbilir.
kadirşinaslık : değerbilirlik.
kadr : 1 .değer. 2.şeref. 3.derece.
kadrdân : değerbilir.
kadrşinâs : değerbilir.
kafâ : baş.
kafes : 1 .kafes. 2.pencere kafesi.
kâffe : tümü, hepsi.
kâfi : yeterli.
kâfile : 1.kervan. 2.topluluk, kafile.
kafiyeperdâz :şair.
kâğıd : kağıt.
kâh : köşk, kasır.
kâh : saman.
kahbe : 1.fahişe, 2.alçak, namussuz.
kâhgil : sıva.
kahhar : kahredici.
kahır : 1 .yok etme. 2.çok üzülme.
kâhil : tembel.
kâhin : gaipten haber veren, kehanette bulunan.
kâhir : kahreden, yok eden.
kahpe : 1.fahişe. 2.alçak, namussuz.
kahr : 1 .yok etme. 2.çok üzülme.
kahraman : yiğit
kahrübâ : kehribar.
kaht : kıtlık.
kahve : kahve.
kâid : komutan.
kâide : 1.kural. 2.temel, esas.
kâideten : kural olarak, esas itibarıyla.
kâil : 1.söyleyen. 2.razı olan.
kâil olmak razı olmak.
kâim : 1.ayakta. 2.yerine geçen. 3.dik.
kâim olmak : yerine geçmek.
kâime : 1.kağıt para. 2.ferman.
kâimmakam : 1 .kaymakam. 2.yerine geçen.
kâin : bulunan, yer alan.
kâinât : 1 .evren. 2.dünya.
kâkül : perçem.
kâl : söz, laf.
kal’ : koparma, sökme.
kal’a : kale
kâlâ : 1.mal. 2.kumaş.
kalb : 1 .yürek. 2.gönül.
kalb : değiştirme.
kalb etmek dönüştürmek, değiştirmek.
kalbî : 1.yürekten. 2.kalp ile ilgili.
kalbüd : 1.beden. 2.kalıp. 3.kireç kalıpı.
kalbzen : kalpazan.
kalem : 1 .kalem. 2.keski. 3.büro.
kalemkârî : 1.nakkaşlık. 2.kalem işi.
kalemrev : ülke, diyar, topraklar.
kâlıb : 1.kalıp. 2.beden.
kalil : az.
kallâş : kalleş.
kalyân : nargile.
kâm : 1 .damak. 2.arzu.
kamer : ay.
kameriyye : çardak.
kâmet : boy.
kâmil : 1.tam. 2.olgun. 3.bilgili.
kâmilen : tamamen, büsbütün, tümüyle.
kamîs : gömlek.
kâmkâr : mutlu.
kamus : sözlük.
kâmyâb : mutlu.
kân : 1 .maden ocağı. 2.yurt, ocak.
kanâat : yetinme.
kanaat etmek yetinmek.
kanât : yeraltı su kanalı.
kand : şeker.
kâni : yetinen, kanaat eden.
kâni etmek ikna etmek.
kâni olmak ikna olmak.
kannâd : şekerci.
kantar : baskül.
kânûn : 1.ocak. 2.mangal. 3.Aralık ve Ocak ayları.
kanun : 1.yasa. 2.yol yordam.
kanunî : 1 .yasal. 2.kanun çalan. 3.yasa koyucu.
kâr : iş.
kâr etmek işlemek, tesir etmek.
karâbet : yakınlık, akrabalık.
karâin : ipuçları, karineler.
karar : 1.durma. 2.devamlılık. 3.yeterli ölçü.
karargîr : karar verilmiş.
karargîr olmak karara bağlanmak.
kârbân : kervan.
kârd : bıçak.
kârdân : işbilir.
kârgâh : işlik, iş yeri.
kârger : işçi.
karha : yara.
kârhane : 1.fabrika. 2.işlik.
kâr-ı kadim eski el işi.
kâri’ : okuyucu.
kâri’în : okuyucular.
kâria : bayan okuyucu.
karîb : yakın.
karîben : yakında.
karîha : düşünme gücü.
karin : 1.yakın. 2.eş dost.
karîne : ipucu.
kâriz : yeraltı su kanalı.
karn : 1 .boynuz. 2.yüzyıl.
kârşinâs : uzman, işten anlayan.
karûre : idrar şişesi, ördek.
kârvan : kervan.
karvanserây : kervansaray.
karye : köy.
karz : borç.
kârzâr : savaş.
kasab : 1 .şeker kamışı. 2.nefes borusu. 3.ince keten.
kasaba : kasaba.
kasâid : kasideler.
kasâvet : 1.katılık, sertlik. 2.keder.
kasd : 1 .kasıt. 2.dövme.
kasden : kasıtlı olarak.
kâse : 1.çanak, kâse.
kâse-i ser kafatası.
kâselîs : çanak yalayıcı.
kasem : yemin.
kasır : köşk.
kâsib : kazanan.
kâsid : 1.ulak. 2.kasteden.
kaside : kaside.
kasîdeserâ :kaside şairi.
kasîr : kısa.
kasr : kasır, köşk.
kassab : kasap.
kassar : çamaşırcı, çırpıcı.
kasvet : 1.katılık. 2.gönül darlığı.
kasvet basmak gönlü daralmak.
kâş : keşke.
kâşâne : 1 .yuva. 2.mâlikâne.
kâşî : çini, fayans.
kâşif : keşfeden.
kâşki : keşke.
kat’ : 1 .kesme. 2.kesilme.
kat’an : kesinlikle.
kat’en : kesinlikle.
kat’î : kesin.
kat’î sûrette kesin olarak, kesinlikle.
kat’iyet : kesinlik.
kat’iyyen : 1.kesinlikle. 2.asla.
katarât : damlalar.
katf : devşirme.
kâtıbeten : asla, kesinlikle.
katılmak.
kâti’ : kesen, kesici.
kâtib : yazıcı.
kâtil : öldüren.
katil : öldürme.
kâtip : yazıcı.
katl : öldürme, katil.
katre : damla.
kavâfil : kafileler.
kavâid : kurallar, kâideler.
kavânîn : kanunlar.
kavî : güçlü.
kavim : topluluk, ulus.
kavis : yay.
kaviyü’l-bünye : sağlam yapılı.
kavl : söz.
kavm : kavim, topluluk.
kavmî : kavme dayalı.
kavmiyet : kavimlik.
kavs : yay.
kay’ : . kusma.
kaybetmek.
kayd : 1 .bağ. 2.zincir. 3.kayıt.
kazâ : 1 .ilahî takdir. 2.kadılık. 3.kaza. 4.ilçe.
kazâî : yargı ile ilgili.
kazanç.
kazârâ : tesadüfen.
kazâyâ : meseleler, problemler.
kâzî : kadı.
kâzib : yalancı.
kaziyye : 1.mesele. 2.önerme.
ke’enlemyekün : olmamışçasına, yok sayarak.
ke’s : 1 .çanak. 2.kadeh.
kebed : karaciğer.
kebîr : büyük.
kebş : koç.
kebûd : mavi.
kebûter : güvercin.
kec : eğri.
kecbîn : şaşı.
keçel : kel.
kedd : emek.
keder : 1 .üzüntü. 2.bulanıklık.
kedernâk : üzüntülü, kederli.
kedhüda : kâhya.
kedû : kabak.
kef : köpük.
kefâlet : kefillik.
kefçe : kepçe.
kefel : kalça.
kefere : kafirler.
keff : 1 .aya. 2.avuç.
keffe : kefe.
kefgîr : kevgir.
kefil : kefil, kefalet eden.
kefş : ayakkabı.
keftâr : sırtlan.
kefter : güvercin.
kehânet : falcılık, kahinlik.
kehene : kahinler.
kehf : mağara.
kehhâl : 1.göze sürme çeken. 2.göz hekimi.
kehkeşan : samanyolu.
kej : eğik, eğri.
kejdüm : akrep.
kelâğ : karakarga, kuzgun.
kelâm : söz.
kelâm-ı kadim Kur’ân.
kelâm-ı kibâr büyük insanların özlü sözleri.
kelb : köpek.
kelimât : kelimeler, sözcükler.
kelime : sözcük.
kelle : baş.
kem : az, eksik.
kemâbîş : az çok, aşağı yukarı.
kemâfissâbık : eskiden olduğu gibi.
kemâkân : eskiden olduğu gibi.
kemâl : olgunluk, mükemmellik.
kemal-i dikkatle : büyük bir dikkatle.
kemâl-i ihtimâm ile büyük bir özenle.
kemân : 1.yay. 2.keman.
kemânebrû : kaşı yay gibi olan sevgili.
kemankeş : okçu, yay çeken.
kemâyenbağî : gerektiği gibi.
kemend : kement.
kemend-i zülf : saçlarının kemendi.
kemer : bel.
kemerbend : bel kayışı.
kemîn : pusu, tuzak.
kemmiyet : nicelik.
kemmiyet : nicelik.
kemter : 1.daha az. 2.değersiz.
kemyâb : az bulunur.
kenâr : 1.kıyı. 2.kenar, yan.
kenef : 1 .çevre. 2.sığınacak yer.
kenîse : kilise.
kenîz : cariye.
kenz : hazine.
ker : sağır.
kerâhet : iğrenme tiksinme.
kerâmet : 1.cömertlik, kerem. 2.velîlerin gösterdikleri olağandışı
kerân : uç, kıyı.
kere : kez.
kerefs : kereviz.
kerem : cömertlik.
kerem kılmak kerem etmek, iyilik etmek.
keremkâr : cömert.
kerhen : istemeyerek, iğrenerek.
kerîh : iğrenç.
kerîm : 1.cömert. 2.yüce.
kerîme : kız çocuk.
kerkes : akbaba.
kerrât : defalar.
kerre : defa.
kerûbî : büyük melek.
kervan : kafile, kervan.
kervansaray bk. karvanserây.
kes : kişi, kimse.
kesâd : sürümsüz, kesat.
kesâfet : 1.yoğunluk. 2.çokluk.
kesâlet : tembellik, gevşeklik.
kesb : çalışarak kazanma.
kesbî : çalışarak elde edilen.
kese : torba, küçük torba.
kesîf : 1.yoğun. 2.kalın. 3.koyu.
kesîr : çok, bol.
kesîrü’l-istimâl : . çok kullanılan.
kesret : çokluk, bolluk.
kesretle :: çokça, bolca.
kesretli : çok, fazla.
keşf : keşif, bulma, ortaya çıkarma.
keşif : keşfetme, bulma.
keşkûl : 1.dilenci çanağı. 2.keşkül, bir tür tatlı.
keşmekeş : kargaşa, çekişme.
keştî : gemi.
keştîbân : kaptan.
ketif : 1 .omuz. 2.kürek kemiği.
ketm : gizleme, saklama.
kettân : keten.
ketûm : sır saklayan, ağzı sıkı.
kevâkib : yıldızlar.
kevkeb : yıldız.
kevkebe : gösteriş.
kevn : varlık.
kevser : 1.cennet. 2.cennetteki bir havuz.
keyd : hile, düzen.
keyf : keyif, afiyet.
keyfe mâ ittafak : rastgele.
keyfiyet : nitelik
keyfiyyet : nitelik.
keyhân : dünya.
keyvan : Satürn, Zuhal.
kezâ : aynı şekilde, böylece.
kezâlik : aynı şekilde.
kezzâb : çok yalancı.
kıbâb : kubbeler.
kıbel : taraf, yön.
kıble : 1.Kâbe tarafı. 2.güney. 3.güney rüzgarı.
kıbtî : çingene.
kıdem : eskilik.
kıdve : önder.
kılâ’ : kaleler.
kılınmak.
kıllet : azlık.
kırâat : okuma.
kırâat etmek okumak.
kırâathâne : 1 . kahvehane. 2.okuma salonu.
kıran : 1.yakınlaşma. 2.iki gezegenin aynı burçta birbirine
kırba : deriden yapılmış su kabı.
kırtâsiye : kağıt işleri.
kısas : kıssalar, hikayeler.
kısm : kısım, bölüm.
kısmen : bir kısmı.
kısmet : 1.nasip, pay. 2.bölme.
kıssa : 1 .öykü, fıkra. 2.olay.
kıst : 1 .taksit. 2.parça.
kıstas : 1.ölçü. 2.terazi.
kışr : kabuk.
kıt’a : parça.
kıtal : 1.savaş. 2.birbirini öldürme.
kıyafet : kılık, görünüm.
kıyâm : 1.kalkma. 2.ayaklanma.
kıyam etmek başkaldırmak, isyan etmek, ayaklanmak.
kıyamet : 1.mahşer günü. 2.gürültü patırtı.
kıyas : karşılaştırma, mukayese.
kıymet : değer.
kıymet vermek değer vermek.
kıymetbilmez : değer bilmeyen.
kıymetdar : değerli.
kıyr : katran, zift.
kıyye : okka.
kibar : büyükler.
kibr : büyüklük taslama, şişinme.
kifayet : 1.yeterli olma. 2.yararlılık.
kifâyetsizlik : yetersizlik.
kihâlet : 1.göz hekimliği. 2.sürmecilik.
kîl : söz.
kilâb : köpekler.
kîle : kile.
kilîsa : kilise.
kilk : kamış kalem.
kîlükâl : dedikodu.
kilye : böbrek.
kimyâger : kimyacı.
kimyevî : kimyasal.
kinâyeâmîz :kinayeli.
kindar : kinci.
kînecû : kinci.
kirâm : 1.yüce kişiler. 2.cömertler.
kirâren : defalarca.
kirbâs : bez.
kirm : kurt, kurtçuk.
kirm-i ebrîşem ipek böceği.
kirm-i şebefruz ateş böceği.
kîse : 1.torba, kese. 2.para kesesi.
kisve : giysi.
kisvet : 1.giysi. 2.güreşçi kisbeti.
kîş : din.
kişt : ekin.
kiştzar : tarla.
kişver : ülke.
kişverküşâ : fatih, ülkeler alan.
kitâb : kitap.
kitâbe : 1.mezar taşı yazısı. 2.yazıt.
kitabhâne : kütüphane.
kitmân : sır saklama, ketumluk.
kitmân etmek saklamak.
kiyâset : zekilik, uyanıklık.
kizb : yalan.
köhne : eski.
kubh : çirkinlik.
kubûr : mezarlar.
kûçe : sokak.
kudât : kadılar.
kûdek : çocuk.
kudemâ : eskiler.
kudret : güç.
kudsî : kutsal.
kudsiyân : melekler.
kudsiyet : kutsallık.
kudsiyetşiken :kutsallığı bozan; kutsal olan şeylere karşı
kudûm : 1.gelme. 2.kudüm.
kudûmzen : kudüm çalan.
kûfe : küfe.
kufl : kilit.
kûfte : 1.ezik. 2.köfte.
kûh : dağ.
kûhân : hörgüç.
kûhistan : dağlık.
kuhl : göz sürmesi.
kulel : 1 .kuleler. 2.doruklar.
kullâb : kanca, çengel.
kulle : 1 .kule. 2.doruk.
kulûb : kalpler.
kumâr : kumar.
kumâş : kumaş.
kumrî : kumru.
kûr : kör.
kur’a : kur’a, ad çekme.
kurâ : köyler.
kurâze : kırıntı, döküntü.
kurb : 1 .yakınlık. 2.yakın.
kûre : kuyumcu ocağı.
kûrî : körlük.
kurrâ : Kur’ân okuyucular.
kurs : yuvarlak.
kuruluşa manen hediye etmesi.
kurûn : 1.yüzyıllar. 2.çağlar.
kurûn-i kadîme : eski çağlar.
kurûn-i ûlâ ilkçağ.
kurûn-i vüstâ ortaçağ.
kûs : kös, büyük davul.
kûse : köse.
kusûr : 1.kasırlar. 2.eksiklik, hata, ihmal.
kusur eylemek ihmalde bulunmak, hata yapmak.
kûşe : köşe.
kûşiş : çaba.
kûşk : köşk.
kût : azık, yiyecek.
kûtah : kısa.
kûtahnazar : kıt görüşlü, basiretsiz.
kutb : kutup.
kutn : pamuk.
kutr : çap.
kuûd : oturma.
kuvâ : güçler, kuvvetler.
kuvve : güç, kuvvet.
kuvve-i muhayyile hayal gücü.
kuvve-i müeyyide yaptırım gücü.
kuvvet : 1 .güç. 2.askerî güç.
kûy : 1 .köy. 2.sokak. 3.sevgilinin evinin bulunduğu yer.
kuyûd : 1.bağlar. 2.kayıtlar.
kuyûdat : kayıtlar.
kuzât : kadılar.
kûze : testi.
kübrâ : en büyük.
küdûr : kederler.
küdûret : 1.bulanıklık. 2.tasa.
küffar : kafirler.
küfr : 1 .kafirlik. 2.küfür.
küfrbâz : küfürbaz.
kühen : eski.
külah : şapka.
külbe : kulübe.
küleh : külah, şapka.
külfet : 1.zahmet. 2.merasim.
küll : tüm, bütün.
küllî : 1 .genel. 2.çok.
külliyyen : tamamen, tümü.
künc : köşe.
küngüre : şerefe.
künh : asıl, öz.
künûn : şimdi.
künûz : hazineler.
küre : küre.
küre-i arz yerküre, dünya.
kürevî : küresel.
kürre : 1 .sıpa. 2.tay.
kürsî : 1.kürsü, taht. 2.başkent.
küsûf : 1.güneş tutulması. 2.tutulma.
küsûr : 1.kesirler. 2.parçalar.
küşad : 1.açma. 2.açılma, açılış.
küşâd etmek açılış yapmak, açmak.
küştî : güreş.
küttâb : kâtipler, yazıcılar.
kütüb : kitaplar.
kütübhâne : kütüphane.



Neye, Kime Denir? Kimdir? Adresi Neresi? © 2018