Osmanlıca-Türkçe Sözlük [L Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

lâ : 1 .hayır. 2.yoktur.
la’l : 1 .al. 2.lal taşı. 3.kırmızı dudak.
lâakal : en azından, hiç olmazsa.
lâbe : yalvarma.
lâbis : giyen.
lâbis olmak giymek.
lâbüd : gerekli, lazım.
lâcerem : kuşkusuz.
lâcverd : lacivert.
lâdînî : laik, din dışı.
lâf : söz.
lafazan : geveze.
lafız : söz.
lâfügüzâf : . boş söz, zırva.
lafz : söz, lafız.
lafzî : lafız ile ilgili, söz ile ilgili.
lâgar : zayıf, cılız.
lağv : 1 .kaldırma. 2.boşuna.
lağvedilmek : 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
lağvetmek : 1.kaldırmak. 2.hükümsüz kılmak.
lağvolmak : 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kalmak.
lağvolunmak : 1.kaldırılmak. 2.hükümsüz kılınmak.
lağz : sürçme.
lağziş : sürçme, kayma.
lahd : mezar, lahit.
lahika : ek.
lahm : et.
lahn : 1 .uyum. 2.tavır. 3.dil.
laht : parça.
lâhûtî : ilahî.
lahza : an, lahza.
laîn : lanetlenmiş.
lakab : lakap.
lâkayd : kayıtsız.
lâkaydî : kayıtsızlık.
lâkin : ancak, ne var ki.
laklâk : leylek.
laklaka : boş laf.
lâl : dilsiz.
lâle : lale çiçeği.
lâlekâ : 1.pabuç. 2.taç, ibik.
lâlettayin : . gelişigüzel.
lâlezar : lale bahçesi.
lâmehâle : ister istemez, çaresiz.
lâmekan : mekansızlık.
lâmi’ : parlayan.
lâmia : parlayan.
lâmise : dokunma duyusu.
lâne : yuva.
lanet : lanet, beddua.
lâsiyyema : özellikle.
lâşe : leş.
lâşehâr : leş yiyen.
latif : hoş, yumuşak.
latife : şaka.
latife etmek : şaka yapmak.
latifegû : şakacı.
latme : tokat.
lâubali : kayıtsız, gamsız.
lâubalîlik : kayıtsızlık, gamsızlık.
lây : 1 .çamur. 2.tortu.
lâya’kil : kendinde olmayan.
lâyemut : ölümsüz.
lâyenkatı : kesintisiz, sürekli.
lâyetecezza : parçalanmaz, ayrılmaz.
lâyetegayyer : değişmez.
lâyetenâhi : sonsuz.
lâyetezelzül : sarsılmaz.
lâyiha : tasarı.
lâyuad : sayısız.
lâzevâl : yok olmaz, ölümsüz.
lâzım : 1.gerekli. 2.geçişsiz.
lâzıme : gerekli.
leâli : inciler.
leb : dudak.
lebâleb : ağzına kadar dolu.
leben : süt.
leb-i derya : sahil, deniz kenarı.
lecâcet : inat.
lecûc : inatçı.
ledünnî : Tanrı sırlarıyla ilgili.
leffen : ilişikte.
leh : yan, yana, yararına.
lehv : 1 .oyun. 2.yararı olmayan işler.
leîm : alçak.
leîmâne : alçakça.
leked : 1 .tekme. 2.çifte.
lekedâr : lekeli.
lem’a : parıltı.
lemeân : parıldama.
lemeât : parıltılar.
lems : dokunma.
lemyezel : 1 .yok olmayan, kalıcı. 2.Tanrı.
leng : aksak, topal.
lerzân : titrek.
lerziş : titreme.
leşker : 1.asker. 2.ordu.
letâfet : 1.hoşluk. 2.yumuşaklık. 3.güzellik.
letâif : şakalar, fıkralar, latifeler.
levâhık : ekler.
levâyih : tasarılar.
levâzım : gereçler, gerekli şeyler.
levend : 1.Osmanlı deniz eri. 2.ayyaş. 3.zampara. 4.kabadayı.
levh : levha.
levha : plaka, tabela.
levn : 1 .renk. 2.tür.
levs : pislik.
levze : 1.badem. 2.bademcik.
leyâlî : geceler.
leyl : gece.
leyle : gece.
leylî : yatılı.
leylünehâr : . gece gündüz.
leyyin : yumuşak.
lezâiz : lezzetler.
lezîz : lezzetli.
lezzât : 1.lezzetler. 2.zevkler.
lezzet : 1 .lezzet, tad. 2.zevk.
libas : giysi.
licâm : gem.
lifâfe : sargı.
ligâm : 1.gem. 2.dizgin.
lihâf : yorgan.
lihye : sakal.
lîk : ama ancak.
likâ : 1 .buluşma. 2.yüz.
lîme : parça.
lîmû : limon.
lisân : dil.
lisanî : dil ile ilgili.
lisâniyyat : dilbilim.
lise : diş eti.
livâ : sancak, bayrak.
livata : kulamparalık, oğlancılık.
liyakat : yaraşma.
lu’bet : oyuncak.
lu’betbaz :kuklacı.
luâb : salya.
lugat : 1 .söz. 2.sözlük. 3.kelime.
lugât : 1.sözlük. 2.kelimeler.
lugaz : bilmece.
lukme : lokma.
lûle : 1.boru. 2.lüle, kağıt külah.
lutf : 1 .iyilik, lütuf. 2.güzellik.
lutfeylemek ilgi göstermek, iyilik etmek.
lutfkâr : lütuf sahibi.
lutufdîde : iyilik görmüş, lütuf görmüş.
lutufkâr : lütuf sahibi.
lü’lü : inci.
lübb : öz.
lücce : 1 .kalabalık. 2.gümüş. 3.deniz, engin su.
lüknet : dil tutukluğu.
lüle : 1.boru. 2.lüle, kağıt külah.
lüzum : gereklilik, lazım olma.
lüzum görmek gerekli bulmak.



Neye, Kime Denir? Kimdir? Adresi Neresi? © 2018 Real Time Web Analytics