sâ’î : çalışan, gayret eden.
sâ’î olmak çalışmak, gayret etmek.
sa’leb : tilki.
sa’y : çalışma, çaba gösterme.
saâdet : mutluluk.
saâdetbahş :mutluluk veren.
saâdetmend : mutlu, bahtiyar.
sabâ : 1 .meltem, gündoğusunden esen yel. 2.sabâ makamı.
sabâvet : çocukluk.
sâbık : 1.eski. 2.bir önceki.
sâbıka : 1.geçmişte kalan suç. 2.bir insanın geçmişteki hali.
sâbıküzzikr : anılan, zikredilen.
sabır : dayanma, kendini tutma.
sabî : 1 .bebek. 2.küçük çocuk.
sâbi’ : yedinci.
sâbi’an : yedincisi, yedinci olarak.
sâbi’î : yıldıza tapan.
sâbir : sabırlı.
sâbit : 1.kanıtlanmış. 2.yerinde duran.
sabr : sabır.
sabûh : sabah içilen şarap.
sabun : sabun.
sabûr : çok sabırlı.
sâcid : secde eden.
sad : yüz.
sadâ : ses.
sadâkat : bağlılık.
sadâret : sadrazamlık.
sadâretpenah :sadrazam.
sâdât : seyyitler.
sâde : 1.basit. 2.yalın. 3.süssüz. 4.sadece.
saded : konu, asıl mesele.
sâdedil : 1 .saf, temiz yürekli. 2.ebleh, bön.
sâdedilâne : safça.
sadef : sedef.
sâdelevh : saf, temiz yürekli.
sademat : 1.sadmeler, çarpmalar, darbeler. 2.musibetler.
sâdık : 1.yürekten bağlı olan. 2.doğru.
sâdıkülkavl : doğru sözlü.
sâdır : çıkan.
sâdır olmak 1.çıkmak, meydana gelmek. 2.imzadan çıkmak.
sâdire : çıkan.
sâdis : altıncı.
sâdisen : altıncısı, altıncı olarak.
sadme : 1.çarpma, vurma, tokuşma. 2.musibet.
sadpâre : yüz parça.
sadr : 1 .göğüs. 2.baş. 3.başköşe. 4.sadrazam.
sadra şifa vermek işe yaramak, rahatlatmak.
sadr-ı a’zam sadrazam.
sadr-ı esbak eski sadrazam.
sadsâl : yüzyıl.
sâf : 1 .temiz, arı, halis. 2.açık.
saf : sıra.
safâ : 1 .saflık. 2.gönül rahatlığı, gönlün şen olması.
safâ eylemek şenlenmek.
safâbahş : gönüle rahatlık veren.
safahât : aşamalar.
safbeste : sıralanmış, sıra olmuş.
safder : düşman saflarını yaran, savaşçı.
safderûn : 1 .saf, yüreği temiz. 2.ebleh, bön.
safderûnâne :. safça.
safdil : 1 .yüreği temiz. 2.saf.
safdilâne : 1.yürek temizliği ile. 2.safça.
safdillik : 1.yürek temizliği. 2.saflık.
saff : sıra, dizi, saf.
safha : 1.aşama. 2.düz olan yüz. 3.sayfa.
sâfî : temiz, arı, halis.
sâfil : aşağı, aşağıda.
safîr : ıslık.
safra : 1.öd. 2.sarı.
safsâf : söğüt.
safsata : doğru olmadığı halde doğru gibi gösterilen düşünce veya
safşikâf : düşman saflarını yaran savaşçı.
safşiken :düşman saflarını yaran savaşçı.
safvet : saflık, temizlik, arılık.
sâgar : kadeh, içki kadehi.
sagîr : 1.küçük. 2.küçük çocuk.
sağr : sınır, hudut.
sâha : alan.
sahâ : cömertlik, eliaçıklık.
sahâbe : Hz. Muhammed’in sohbetlerine katılan müslüman.
sahâbî : Hz. Muhammed’in sohbetlerini katılan müslüman.
sahâif : sayfalar.
sahâkâr bk. sehâkâr.
sahâra : 1.çöller. 2.kırlar.
sahâvet bk. sehâvet.
sahbâ : şarap.
sahhaf : kitapçı.
sahî : cömert, eliaçık.
sâhib : sahip.
sâhibcemâl : güzel yüzlü, güzel.
sâhibe : bayan sahip.
sâhibkemal : olgun insan.
sâhibkerâmet :keramet sahibi.
sâhibkıran : muzaffer hükümdar.
sâhibnazar :görüş sahibi, deneyimli.
sahife : sayfa.
sahih : 1.doğru. 2.gerçek.
sâhil : kıyı.
sâhilhane : yalı.
sâhir : 1.büyücü. 2.büyüleyici.
sahleb : sâlep.
sahn : 1 .avlu. 2.boşluk. 3.sahne. 4.üstü kubbeli alan.
sahr : kaya.
sahra : 1.çöl. 2.kır.
sahre : kaya.
saht : 1 .çok. 2.katı. 3.şiddetli. 4.güç.
sahte : 1.yapay, yapma. 2.düzmece. 3.kalp, sahte.
sahtekâr : 1. .sahteci. 2.kalpazan.
sahtiyan : işlenmiş cilalı deri.
sahûr : sahur.
sâib : isabetli.
sâibî : yıldıza tapan.
sâid : kol, bilek ile dirsek arası.
sâik : sevk eden.
sâika : yıldırım.
sâil : 1.dilenci. 2.soran. 3.akan.
sâim : oruçlu.
sâir : 1.diğer. 2.gezen.
sâirfilmenâm : uyurgezer.
saiy : çalışma, çaba.
sâk : 1 .baldır. 2.sap.
sakâmet : 1.sakatlık. 2.yanlışlık.
sâkeyn : ikizkenar.
sâkeyn-i şibh-i münharif. yamuk.
sakf : 1 .tavan. 2.çatı.
sâkıb : 1.delici. 2.parlak yıldız.
sâkıt : 1.düşük, düşük cenin. 2.düşen.
sâkıt olmak düşmek.
sâkî : 1.içki sunan. 2.saka.
sakil : 1.ağır. 2.hoş olmayan, yakışmayan.
sakim : hastalıklı, sakat.
sâkin : 1.yerleşik. 2.kendi halinde.
sâkit : suskun.
sakka : saka.
sâl : yıl.
salâbet : sağlamlık.
salâh : 1.düzgünlük, yolunda gitme. 2.barış. 3.dine bağlılık.
salâhiyet : yetki
salâhiyetdâr : yetkili.
salât : namaz.
sâldîde : 1 .yaşlı. 2.deneyimli.
salib : haç.
salîbî : haçlı.
sâlifüzzikr : zikredilen, anılan.
sâlih : dinin kurallarına uyan.
sâlik : tarikat mensubu.
sâlim : 1.sağ, esenlik içinde. 2.sağlam.
sâlimen : sağ salim.
sâlis : üçüncü.
sâlisen : üçüncüsü, üçüncü olarak.
sâlnâme : yıllık.
sâlûs : iki yüzlü.
sâmân : 1.zenginlik. 2.huzur. 3.düzen.
sâmî : yüce.
sâmi’ : dinleyen.
sâmia : işitme duyusu.
samîmâne : içtenlikle.
samîmî : içten.
samimiyet : içtenlik.
sâmin : sekezinci.
sâminen : sekizincisi, sekizinci olarak.
sanâyi : sanatlar.
sanâyi -i nefîse güzel sanatlar.
sandûk : sandık.
sandukdar : veznedar.
sanem : 1 .put. 2.put kadar güzel.
sânevî : ikinci.
sânî : ikinci.
sâni’ : 1.yaratıcı, Tanrı. 2.yapan.
saniye : ikinci.
sâniyen : ikincisi, ikinci olarak.
sâr : öc.
sarâhat : açıklık.
sarâhaten : açıkça.
sârban : kervancı.
sarf : 1 .harcama. 2.gramer.
sarf olunmak harcanmak.
sarfiyat : 1 .harcamalar. 2.salgılar.
sârî : bulaşıcı.
sarîh : açık, kuşku götürmeyen.
sarîhan : açıkça.
sârik : hırsız.
sârim : keskin.
sarsar : fırtına.
sath : yüzey, satıh.
sathî : yüzeysel, üstünkörü.
satl : kova.
satvet : güçlülük.
savâb : 1.doğru. 2.dürüstlük.
savb : yön.
savlet : akın, saldırı.
savm : oruç.
savmaa : 1.manastır. 2.mabet.
savt : ses.
sayd : av.
saydgâh : avlak.
sâye : gölge.
sâyeban : 1 .gölgelik. 2.çadır.
sâyedar : gölgeli.
sayf : yaz.
sayfiye : yazlık.
saygısız.
sayha : haykırış.
sâyis : seyis.
saykal : cila.
saykalkâr : yaldızcı.
sayyad : avcı.
saz : enstrüman, saz.
se : üç.
seb’ : yedi.
seb’in : yetmiş.
seb’ûn : yetmiş.
sebak : ders.
sebât : yerinden kımıldamama, kararından vazgeçmeme.
sebâtkâr : sebat eden.
sebâyidü : üç ve iki.
sebbâbe : işaret parmağı, şehadet parmağı.
sebeb : sebep, neden.
sebebiyet : sebep olma.
sebebiyet vermek sebep olmak.
sebed : sepet.
sebîke : külçe.
sebil : 1.yol. 2.su dağıtım yeri, sebil.
sebk : üslup.
sebkat : geçme.
seblâ : uzun kirpikli göz.
sebt : kayda geçirme.
sebt edilmek kayda geçirilmek.
sebt etmek kayda geçirmek.
sebû : testi.
sebük : 1 .hafif. 2.kıvrak, çevik. 3.çabuk.
sebükmağz : dangalak.
sebükmizac : hoppa.
sebükpây : ayağına çabuk.
sebükser : 1 .dangalak. 2.aşağılık.
sebz : yeşil.
sebze : 1.çimenlik. 2.sebze.
sec’ : seci sanatı. Düzyazıda kafiyelendirme sanatı.
secâyâ : karakterler.
secdegâh :secde edilen yer.
seciyevî : karakter ile ilgili.
seciyye : karakter.
seciyyesiz : karaktersiz.
sedâ : ses.
sedânüvis : 1 .teyp. 2.gramofon.
sedâyâ : memeler.
sedd : 1 .set. 2.baraj. 3.engel. 3.kapama, tıkama. 4.kapatılma.
sedd edilmek örtülmek, örülmek, kapatılmak.
seddâd : 1.tıkaç. 2.tampon.
sedefî : 1.sedefli. 2.sedef ile ilgili. 3.sedef rengi.
sedy : meme.
sefâhat : sefihlik, zevk ve eğlence düşkünlüğü.
sefâin : gemiler.
sefâlet : sefillik.
sefâret : elçilik, büyükelçilik.
sefârethâne :elçilik binası, elçilik.
sefer : 1 .yolculuk. 2.savaş. 3.kez.
seferber : 1.savaşa gönderilmiş. 2.savaşa hazırlanmış.
seferberlik : savaşa hazırlanma hali, savaş hali.
seferî : 1.yolcu. 2.savaş ile ilgili.
seffâh : 1.kandökücü. 2.cömert.
seffâk : kandökücü.
sefîd : beyaz, ak.
sefih : zevk ve eğlence düşkünü.
sefil : 1.aşağılık. 2.yoksul.
sefile : 1.aşağılık kadın. 2.yoksul kadın. 3.orospu.
sefîne : 1.gemi. 2.şiir mecmuası.
sefir : elçi.
sefirikebir : büyükelçi.
seg : köpek.
segâbi : kunduz.
sehâ : cömertlik, eliaçıklık.
sehâb : bulut.
sehâbâlûd : bulutlu.
sehâkâr : cömert, eliaçık.
sehâkârlık : cömertlik, eliaçıklık.
sehâvet : cömertlik, eliaçıklık.
sehergâh : seher vakti.
seherhîz : seher vakti kalkan.
sehhâr : büyüleyici.
sehî : 1 .fidan gibi. 3.düz, doğru.
sehîkad : servi boylu, düzgün boylu.
sehîkâmet : servi boylu, düzgün boylu.
sehîm : pay sahibi.
sehl : kolay.
sehm : 1 .pay. 2.ok.
sehm : korkunç.
sehmgîn : korkunç.
sehmnâk : korkunç.
sehv : yanılgı.
sehven : yanlışlıkla.
sehviyyât : 1 .yanlışlıklar. 2.yanılgılar.
sekene : oturanlar, sâkinler.
sekiz zılı’lı (T.-A.) sekizgen, sekiz kenarlı.
sekr : sarhoşluk.
sekrâver :sarhoşluk veren.
sekte : 1.durma. 2.kesilme.
sekte vermek durgunluk vermek, sekteye uğratmak.
sektedâr etmek durdurmak, sekteye uğratmak.
selâmet : esenlik.
selâs : üç.
selâse : üç.
selâset : akıcılık.
selâsil : zincirler.
selâsîn : otuz.
selâsûn : otuz.
selâtîn : sultanlar.
selb : 1 .kapma, kendine çekme. 2.inkâr etme.
selb etmek 1.kapmak, çekmek, almak. 2.inkâr etmek. 3.yok etmek.
selcûkî : Selçuklu.
selef : öncekiler, önceki görevliler.
selh : deri yüzme.
selhhâne : kesim yeri, mezbaha, salhane.
selîka : güzel konuşma ve yazma yeteneği.
selim : sağlam.
selîmülkalb : temiz yürekli.
selîs : akıcı.
selle : sele.
sellebâf :sepetçi.
sem : zehir.
sem’ : 1 .işitme. 2.kulak.
semâ : gökyüzü.
semâcet : çirkinlik.
semâhâne : mevlevî dervişlerinin semâ ettikleri özel mekan.
semahat : iyilikseverlik.
semân : sekiz.
semânun : seksen.
semâvât : gökler.
semâvî : 1.gök ile ilgili. 2.tanrısal.
semdâr : zehirli.
semek : balık.
semen : değer, kıymet.
semen : semizlik.
semen : yasemin.
semenber : yasemin göğüslü.
semend : güzel ve çevik at.
semer : 1 .meyva. 2.ürün. 3.sonuç.
semerât : 1.meyvalar. 2.ürünler. 3.sonuçlar.
semere : 1.meyva. 2.ürün. 3.sonuç.
semere vermek 1.meyva vermek. 2.sonuç vermek.
semeredâr : 1. .meyvalı. 2.ürün veren. 3.sonuç veren.
semî : çok iyi işiten.
semîn : değerli.
semin : semirmiş, semiz.
semmûr : samur.
semra : esmer.
semt : 1 .taraf. 2.yöre. 3.mahalle.
senâ : övgü.
senâ etmek övmek.
senâgû : öven.
senâhân : öven.
senâkâr : öven.
senâya : ön dişler.
sencîde : tartılı.
sene : yıl.
sene -i hicriyye hicrî yıl.
sene -i kameriyye kamerî yıl.
sene -i mîlâdiyye .< . miladî yıl.
sene -i şemsiyye şemsî yıl.
senebesene : yıldan yıla.
sened : 1 .belge. 2.tapu.
senedât : belgeler.
senevât : yıllar.
senevî : yıllık.
seng : taş.
sengdil : taş yürekli, acımasız.
sengdilâne : acımasızca.
sengîn : 1.ağır. 2.taştan.
senglâh : taşlık arazi.
sengtıraş : taş ustası.
seniyye : ulu, yüce.
sepîd : beyaz, ak.
sepîdedem : tan ağartısı.
ser : 1 .baş. 2.başkan. 3.uç.
serâ : toprak.
serâ : saray.
serâb : serap.
serâğâz : başlangıç.
serâir : sırlar.
serâmed : ileri gelen, önde gelen.
serâmedân : ileri gelenler, önde gelenler.
serâpâ : baştan ayağa, bir baştan bir başa, tüm.
serâperde : 1.saray perdesi. 2.otağ.
serâser : bir baştan bir başa.
serâsîme : afallamış, sersemleşmiş.
serasker : 1 .başkomutan. 2.savunma bakanı, harbiye nazırı.
seraskerî : 1.başkomutanlık. 2.savunma bakanlığı, harbiye
serây : saray.
serbeser : bir baştan bir başa.
serbest : 1.özgür. 2.kayıtsız.
serbestî : serbestlik.
serbesücûd : alnı secdede.
serbülend : başı yüce, yücebaşlı
serçeşme : 1 .kaynak. 2.pınarbaşı. 3.önder.
serd : düzgün dile getirme.
serd : 1 .soğuk. 2.sert, haşin.
serd etmek dile getirmek.
serdâr : 1.önder. 2.komutan, başkomutan.
serden geçmek başından vazgeçmek, ölümü göze almak.
serefrâz : 1.başı yüce. 2.başta gelen.
serencâm : 1.son. 2.başa gelen olay.
seretân : yengeç.
serfirâz : başı yüce.
serfürû : başı önde, başı eğik, itaat eden.
serfürû etmek 1.itaat etmek. 2.başını eğmek. 3.düşünceye dalmak.
sergerdân : 1.avare, aylak. 2.şaşkın.
sergüzeşt : macera, serüven.
serhad : sınır.
serheng : çavuş.
serî : hızlı.
serîr : taht.
serîülintikal : kıvrak zekalı.
seriyye : müfreze.
serkâtib : başkâtip.
serkerde : 1 .lider, baş. 2.elebaşı.
serkeş : dikkafalı, inatçı.
serkeşî : dikkafalılık, inatçılık.
serkûy : sokak başı, mahalle başı.
serlevha : başlık.
sermâ : 1.soğuk. 2.kış.
sermâye : 1 .anapara. 2.genelev kadını.
sermâyedâr : sermaye sahibi, kapitalist.
sermed : ebedî, sürekli.
sermest : sarhoş.
sermestî : sarhoşluk.
sermuharrir : başyazar.
sermüneccim : müneccimbaşı.
sernâme : mektup başlığı.
sernigun : başaşağı, tepetakla.
sernigûn olmak tepetakla olmak, başaşağı gelmek, yenilmek.
sernüvişt : yazgı, alın yazısı.
serpuş : başlık.
serrâc : saraç.
serrâchâne : saraçhane.
serserî : 1.aylak. 2.anlamsız.
serşâr : dolu, ağzına kadar dolu.
sertâpâ : baştan ayağa, baştanbaşa.
sertâser : baştanbaşa.
serv : servi, selvi.
serv -i bülend boyu servi gibi düzgün ve uzun olan sevgili.
serv -i hırâmân salınarak yürüyen sevgili.
serv -i nihâl 1 .fidan gibi düz servi. 2.servi boylu güzel.
serv -i revân 1 .yürüyen servi. 2.yürüyen servi boylu güzel.
servendâm : servi boylu.
server : önder, lider, baş.
serverân : önderler, liderler, başlar.
servet : 1.zenginlik, varlık. 2.ekonomi.
servistân : servilik.
servkadd : servi boylu.
serzeniş : sitem, başa kakma.
serzenişkâr : sitem edici.
setr : örtme, gizleme.
setr etmek örtmek, gizlemek, kamufle etmek.
settâr : 1.örten. 2.günahları örten Tanrı.
sevâb : 1.sevap. 2.hayır, iyilik.
sevâbit : yıldızlar.
sevâd : 1.karalık. 2.karalama, yazma.
sevâhil : kıyılar.
sevb : giysi.
sevdâ : 1.kara, siyah. 2.insan yapısında bulunan dört maddeden biri.
sevdâzede : sevdalı.
sevgili.
seviyye : düzey.
sevk : gönderme.
sevk etmek göndermek, yönlendirmek, götürmek.
sevk -i tabi’î içgüdü.
sevkülceyş : strateji.
sevkülceyşî : stratejik.
sevr : 1 .boğa. 2.öküz. 3.boğa burcu.
seyâhat : gezi.
seyelân : akış, akma.
seyf : kılıç.
seyfiyye : asker kesimi.
seyl : sel.
seylâb : sel suyu.
seylâbe : sel suyu.
seylhîz : su taşkını, taşkın.
seyr : 1 .seyir. 2.yürüme. 3.gezi. 4.izleme.
seyr etmek izlemek.
seyrân : gezinme.
seyrangâh : gezinti yeri.
seyrfilmenâm : uyurgezer.
seyrüsefer : trafik, gidişgeliş.
seyyâh : 1.gezgin. 2.turist.
seyyâhin : 1 .gezginler. 2.turistler.
seyyâl : akışkan.
seyyâle : 1.akıntı. 2.sıvı.
seyyar : 1.taşınabilir. 2.gezen.
seyyârât : gezegenler.
seyyâre : gezegen.
seyyiât : 1.günahlar. 2.kötülükler. 3.olumsuzluklar.
seyyib : dul kadın.
seyyibât : dul kadınlar.
seyyibe : dul kadın.
seyyid : 1 .Hz. Hasan’yn soyundan gelen. 2.efendi. 3.ağa. 4.başkan.
seyyie : 1.günah. 2.kötülük.
sezâ : layık, yaraşır.
sezâvar : layık, yaraşır.
sıbt : torun.
sıbyân : çocuklar.
sıddık : sözünün eri.
sıdk : 1 .doğruluk. 2.kalp temizliği.
sıfât : özellikler, vasıflar.
sıfat : özellik, vasıf.
sıfr : sıfır.
sığâr : küçükler.
sığar : küçüklük.
sıhhat : 1 .doğruluk. 2.sağlık.
sıhhî : sağlıkla ilgili.
sıhhiye : sağlık işleri dairesi.
sıhr : evlilikten doğan akrabalık.
sıhriyet : evlilikten doğan akrabalık, kan bağı.
sık sık kullanma.
sıklet : 1.ağırlık. 2.sıkıntı.
sıklet vermek ağırlık vermek, rahatsız etmek, sıkıntı vermek.
sıla : yakınlarını ziyarete gitme özlemi.
sıla -i rahm yakınlarını ziyaret edip özlem gidermek.
sıle : şaire verilen para ödülü.
sımt : dizi.
sınâ’î : 1.sanatla ilgili. 2.sanayi ile ilgili.
sınâat : 1.sanat. 2.sanayi.
sınâât : sanatlar.
sınâât -ı edebî edebî sanatlar.
sınf : sınıf.
sırâc : kandil.
sırât : yol.
sırât -ı müstakîm 1 .doğru yol. 2.sırat köprüsü.
sırf : sadece, yalnız.
sırr : giz, sır.
sıyâm : oruç.
sıyânet : koruma.
sî : otuz.
siâyet : çekiştirme, dedikodu.
sîb : elma.
sicill : kayıt kütüğü.
sidrenişin : sidretülmüntehâda oturan melek.
sidretülmüntehâ :. uzayda bulunduğu varsanılan ve ötesine
sifâl : çanak çömlek.
sifâlîn : topraktan yapılmış.
sih : şiş.
sihâm : 1.oklar. 2.paylar.
sihir : büyü.
sihr : sihir, büyü.
sihrâmîz : büyüleyici.
sihrbâz : 1 .sihirbaz. 2.büyücü.
sika : güvenilir kişi.
sikke : 1 .madenî para. 2.mevlevî külahı.
sikkîn : bıçak.
silâhdâr : silahtar.
sîlî : tokat, sille.
silk : 1 .dizi. 2.iplik. 3.meslek.
sill : verem.
sillürrie : akciğer veremi.
silsile : 1.zincir. 2.hanedan. 3.sıradağ. 4.dizi.
silsile -i merâtib hiyerarşi.
sîm : 1 .gümüş. 2.gümüş tel. 3.gümüş para.
sîmâ : 1.yüz. 2.kişi.
sîmâb : cıva.
simât : 1.sofra. 2.ziyafet.
sîmber : gümüş gibi beyaz göğüslü.
sîmîn : 1.gümüşten. 2.gümüş gibi beyaz.
simsâr : komisyoncu.
simsâriyye : komisyon ücreti.
sîmten : gümüş tenli.
sîmurg : zümrütüanka.
sin : 1 .yaş. 2.diş.
sinan : mızrak.
sindân : örs.
sîne : 1.göğüs. 2.yürek.
sine : uyuklama.
sînebend :sütyen.
sîneçâk :göğsü parçalanmış, göğsü yaralı.
sînezen : göğsünü döven.
sînî : tepsi.
sinîn : yıllar.
sinn : 1 .yaş. 2.diş.
sinnen : yaşça.
sipâh : 1.ordu. 2.asker.
sipâriş : ısmarlama.
sipâs : şükür.
sipasgüzâr : şükreden.
sipeh : 1 .ordu. 2.asker.
sipehsâlâr : başkomutan.
sipihr : gökyüzü.
sîr : sarmısak.
sîr : tok.
sirâyet : bulaşma, geçme.
sirâyet etmek geçmek, bulaşmak.
sîret : 1.hal ve gidiş. 2.biyografi.
sirişk : gözyaşı.
sirişt : yaratılış.
sirkat : hırsızlık.
sirkat edilmek çalınmak.
sitâre : yıldız.
sitâyiş : övgü.
sitâyişkâr : 1.övücü. 2.öven.
sitebr : 1.kalın. 2.yoğun. 3.kaba.
sitem : 1 .zulüm. 2.haksızlık.
sitemdîde : zulme uğramış.
sitemger : zalim.
sitemkâr : zalim.
sitîz : 1.kavga. 2.çekişme.
sitîze : 1.kavga. 2.çekişme.
sitt : altı.
sitte : altı.
sittîn : altmış.
sittin sene 1. .altmış sene. 2.belirlenemeyecek kadar uzun bir zaman.
sivâ : öte, başka, gayrı.
siyâb : giysiler.
siyâdet : 1.seyyidlik. 2.efendilik.
siyâh : kara.
siyâhbaht : karatalihli.
siyâhî : 1.siyahlık. 2.zenci.
siyâk u sibak :. sözün gelişi.
siyâset : 1.politika. 2.idam cezası.
siyasî : 1.siyasal. 2.politikacı.
siyasiyat : politika.
siyasiyûn : siyasetçiler, politikacılar.
siyeh : kara, siyah.
siyyânen : eşit olarak.
sôfî : tasavvufla ilgilenen, mutasavvıf.
sohbet : konuşma.
sonra uykuya yatma.
söyleme.
söz.
sû : yön, taraf.
sû’ : kötülük.
su’âl : soru.
su’âl eylemek soru sormak.
su’âl olunmak soru sorulmak.
su’âlât : sorular.
su’bân : ejderha.
su’ûbet : güçlük.
suâl îrad edilmek soru yöneltmek.
sûbesû : her taraf, her tarafta.
subh : sabah.
subh ü mesâ sabah akşam.
subhdem : sabah vakti, sabahleyin.
subhgâh : sabah vakti, sabahleyin.
sûd : 1 . kâr, kazanç. 2.yarar.
sudâ’ : baş ağrısı.
sûdâger : tüccar.
sûdmend : yararlı.
sudûr : 1.çıkış. 2.göğüsler.
sûf : yün.
suffe : sofa.
sûfî : 1.mutasavvıf. 2.sofu.
sûfiyye : mutasavvıflar, tasavvufla uğraşanlar.
sufûf : sıralar, saflar.
sugrâ : küçük.
sûhân : törpü.
suhan : söz.
suhen : söz.
sûhte : yanık.
suhuf : sayfalar.
sûikasd :suikast, cana kıyma.
sûinazar :kötü gözle bakış.
sûiniyet :kötü niyet.
sûizan : kötü kanıya düşme.
sûk : çarşı.
sukût : düşüş.
sulb : 1 .döl, soy. 2.katı.
sulehâ : salih kişiler, iyi amelli kullar.
sulh : barış.
sulhâmîz : barışçıl.
sulhen : barış yoluyla.
sulta : baskı.
sultân : 1.hükümdar. 2.hükümdar eşi ve kız çocuğu. 3.sevgili.
sun’ : 1 .yapma. 2.yaratma. 3.güç.
sun’î : yapay.
sunûf : sınıflar.
sûr : 1 .boru. 2.kıyamette üflenecek boru.
sûr : hisar.
sûr : 1 .düğün. 2.şenlik.
sûrâh : delik.
surahî : sürahi.
sûret : 1.yüz. 2.çare. 3.biçim. 4.tarz.
sûretâ : görünüşte.
sûretger : ressam.
sûrnâ : zurna.
surre : 1 .para kesesi. 2.hükümdar tarafından Mekke’ye gönderilen
sûsen : susam.
sûsmâr : kertenkele.
sutûh : yüzeyler, satıhlar.
sutûr : satırlar.
suver : 1 .yüzler. 2.çareler. 3.biçimler. 4.tarzlar.
sûy : yön, taraf.
sûz : 1 .yanma. 2.yakma. 3.ateş. 4.yakan.
sûzân : 1.yakıcı. 2.yanıcı.
sûzen : iğne.
sûzende : yakıcı.
sûziş : yanma, yangı.
sûznâk : yakıcı.
sübhan : Tanrı.
sübhânî : tanrısal.
sübût : 1.sabitleşme. 2.gerçekleşme. 3.kanıtlanma.
sübût bulmak gerçekleşmek, olmak.
sücûd : secde etme, yere kapanma.
südde : 1 .kapı. 2.eşik.
süedâ : kutlu kişiler.
süfehâ : alçaklar, sefihler.
süferâ : elçiler, büyükelçiler.
süflî : 1.aşağı, aşağıda. 2.adi, bayağı.
süfte : delinmiş.
süfün : gemiler.
sügur : sınırlar.
sühan : söz.
sühandan : söz bilen, sözden anlayan.
sühanperdaz : ağzı laf yapan.
sühûlet : kolaylık.
sühûnet :sıcaklık.
sükkân :oturanlar, sakinler.
sükker : şeker.
sükûn :sakinlik, hareketsizlik.
sükûnet :.sakinlik, hareketsizlik. 2.rahatlık.
sükûnet bulmak yatışmak, sakinleşmek.
sükût : sessizlik.
sülâle : soy sop.
sülâsâ : salı.
süllem : merdiven.
süls : üçtebir.
sülûk : 1.yola girme. 2.tarikata girme.
sülüsân : üçte iki.
süm : toynak.
sümpâre : zımpara.
sümûm : zehirler.
sünbâde : zımpara.
sünbül : sümbül.
sünbüle : başak.
sünen : sünnetler.
sünûhat : akla gelenler, içe doğanlar.
sürâdık : saray perdesi.
sürb : 1 .kurşun. 2.kalay.
süreyya : Ülker, Pervin.
sürfe : öksürük.
sürh : 1 .kırmızı, kızıl. 2.kırmızı mürekkep.
sürmedan : sürmelik.
sürûd : şarkı, melodi.
sürur : sevinç.
sürûrengîz :sevinçli.
sürûş : melek.
süst : 1 .gevşek. 2.tembel, uyuşuk.
sütre : 1.örtü. 2.perde.
sütûde : övülmüş.
sütûn : direk.
sütur : 1.binek hayvanı. 2.yük hayvanı.
süvar : 1.binmiş. 2.binen.
süvârî : 1.binici. 2.atlı asker. 3.gemi kaptanı.
süyûf : kılıçlar.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...