Osmanlıca-Türkçe Sözlük [F Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

fa’âl : hareketli, çalışkan.
fa’âliyyet : hareketlilik, çalışma.
fâcia : 1.acıklı olay. 2.felaket. 3.dram.
fâciât : 1 .acıklı olaylar, facialar. 2.felaketler.
fâcir : 1.günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.
fağfur : Çin imparatoru.
fağfûrî : çini.
fahâmet : 1.yücelik, ululuk. 2.kıymet.
fahhâr : övüngen.
fâhir : 1.değerli. 2.şerefli, onurlu.
fâhiş : 1.aşırı. 2.büyük. çirkin, kötü.
fâhişe : fuhuş yapan kadın.
fâhişehane :genelev.
fahr : övünç, kıvanç.
fahrî : 1.onursal. 2.ücret almadan, kendi isteğiyle
fahşâ : fuhuş.
fâhte : güvercin, yaban güvercini.
fahûr : övüngen.
fâide : yarar, kazanç, fayda.
fâidebahş :yararlı, faydalı.
fâik : üstün.
fâikiyyet : üstünlük.
fâil : 1.yapan. 2.özne. 3.etkili.
fâiliyyet : etkenlik, aktivite.
fâiz : 1.taşan. 2.faiz, paradan elde edilen kazanç.
fâka : yoksulluk.
fakâhet : fıkıhçılık.
fakat : ancak, yalnız.
fakd : yokluk, yoksunluk.
fakîd : eşi az bulunur.
fakîh : islam hukukçusu, fakih.
fâkiha : meyva.
fakîr : 1.yoksul. 2.bendeniz. 3.dilenci. 4.derviş.
fakirhâne : bendenizin evi.
fakr : yoksulluk.
fâl : fal.
falaka : falaka, ayağa sopa atarak acı çektirmek için hazırlanan
fâlic : felç.
fâlnâme : fal kitabı.
fâm : renk.
fânî : 1.ölümlü. 2.yok olucu. 3.geçici.
fânûs : fener.
fâr : fare.
farazâ : diyelim ki.
faraziyye : varsayım.
fârıka : ayırıcı.
fâriğ : 1.boş. 2.rahat, huzurlu. 3.vazgeçen.
fâris : atlı.
fârisî : 1.Farsça. 2.Fars, İranlı.
farîza : 1.farz. 2.borç.
fark : ayrıcalık, ayrılık.
fart : aşırı, aşırılık.
farz : 1 .Tanrı emri. 2.borç, ödev. 3.zorunlu.
farz edilmek sayılmak, tutulmak, tasavvur edilmek.
farz etmek saymak, tutmak, tasavvur etmek.
farz olunmak 1.tasavvur edilmek. 2.Tanrı tarafından yapılması zorunlu kılınmak.
farzâ : tut ki, diyelim ki.
farziyye : varsayım.
fâsık : kötülük düşünen.
fâsıla : 1.ara. 2.aralayıcı. 3.uzaklık.
fâsid : bozulmuş, bozuk.
fasîh : güzel konuşan.
fasîle : aile.
fasl : 1 .mevsim. 2.bölüm. 3.çözümleme.
fassâd : hacamat yapan.
fâş : ifşa olmuş, aşikar olmuş.
fâtih : fetheden
fatin : zeki, kavrayışlı.
fayda : yarar, fayda, kazanç.
fâzıl : erdemli.
fazîha : rezillik, skandal.
fazîlet : erdem.
faziletkâr : erdemli.
faziletperest :erdem yanlısı.
fazl : 1 .erdem. 2.üstünlük.
fazla : 1.çok. 2.artık.
fecâ’at : feci durum.
fecere : 1.günahkarlar. 2.kötü insanlar.
fecî’ : çok kötü, korkunç.
fecî’a : facia, felaket.
fecir : tan ağartısı.
fecr : tan ağartısı.
fecr -i kâzib gerçek tan ağartısından önceki geçici aydınlık
fecr -i sâdık tan ağartısı, şafak sökmesi.
fedâ : 1 .yoluna can koyma. 2.kurban. 3.uğruna verme.
fedâ edilmek 1.uğruna harcanmak. 2.kurban edilmek.
fedâ etmek 1.uğruna harcamak. 2.kurban etmek.
fedâ’î : yoluna canını hiçe sayan.
fedâkâr : özverili.
fedâkârâne : . özveri ile, özverili.
fedâkârî : özveri.
fehâris : fihristler.
fehîm : anlayışlı.
fehm : anlama.
fehm eylemek anlamak.
fehvâ : içerik.
fekâhet : şakacılık, muziplik.
fekk : 1 .çene. 2.ayırma.
felâh : kurtulma, rahata erme.
felâket : büyük bela, musibet.
felâketzede :felakete uğrayan.
felâsife : filozoflar, felsefeciler.
felc : inme, felç.
felek : 1 .gökyüzü. 2.talih. 3.kader.
felekiyyât : astronomi.
felekzede :kader kurbanı, felek vurgunu.
fellâh : çiftçi.
felsefî : felsefe ile ilgili.
fem : ağız.
fenâ : 1 .yokluk. 2.kötü.
fenâpezîr : yok olucu, fani.
fend : hile.
fenn : 1 .bilim. 2tür. 3.teknik.
fennen : teknik açıdan.
fennî : teknik.
fenniyyât : teknoloji.
fer : parlaklık.
fer’ : 1 .yan. 2.dal.
fer’î : yan dal, tâli, ikincil.
ferâgat : 1.bırakma, terketme. 2.rahatlık. 3.zenginlik.
ferâğ : 1.bırakma, terk etme, vazgeçme. 2.boş durma.
ferâğ etmek bırakmak
ferah : sevinç.
ferâh : geniş.
ferahbahş :ferahlık veren, iç açıcı.
ferâine : firavunlar.
ferâiz : 1.farzlar. 2.ödevler.
ferâmîn :
ferâmûş : unutma.
ferâmuş etmek unutmak.
ferâset : sezgi.
ferbih : semiz.
ferc : 1 .yarık. 2.vajina.
fercâm : son, akıbet.
ferd : 1 .tek. 2.birey.
ferdâ : yarın.
ferdî : kişisel.
ferdiyyet : bireylik.
ferec : rahatlama.
feres : at.
ferhân : sevinçli, neşeli.
ferheng : 1.kültür. 2.sözlük.
ferhunde : kutlu.
ferîd : biricik, tek.
ferikân : tüm veya korgeneraller.
ferîk-i evvel :korgeneral.
ferîk-i sânî : tümgeneral.
ferişte : melek.
fermân : buyruk.
fermandih : komutan.
fermânfermâ : 1 .padişah. 2.komutan. 3.buyrukçu, buyruk veren.
fermâyiş : buyruk.
ferrâş : 1.döşemeci. 2.hizmetkâr.
ferruh : kutlu.
fersûde : 1 .solgun. 2.yıpranmış. 3.eprimiş.
ferş : 1 .döşeme. 2.yaygı.
fertût : bunamış ihtiyar.
ferverdîn : İran takvimine göre baharın ilk ayı.
feryâd : 1.bağırma, çığlık. 2.imdat isteme.
feryâd etmek bağırmak, çığlık atmak
feryâdres : imdada koşan.
ferzâne : bilge.
ferzend : evlat.
fesâd : 1.fesat, bozukluk. 2.kötülük.
fesahat : fasihlik, dilde düzgünlük.
fesâne : efsane, masal.
fesat : bozukluk, kötülük.
fesh : iptal etme, kaldırma, bozma.
feshini isteme.
fetâ : 1 .genç. 2.cömert.
fetâvâ : fetvalar.
feth : 1 .fetih, tamamen ele geçirme. 2.açma. 3.açılma.
fetîle : fitil.
fetret : 1.duraklama. 2.iki olay arasındaki zaman.
fettâh : 1.fetheden. 2.açan. 3.Tanrı.
fettan : 1.işveli, oynak, cilveli. 2.fitne koparan.
fetvâ : kadının verdiği şer’î karar.
fevâhiş : fahişeler.
fevâid : yararlar, faydalar, kazançlar.
fevâkih : 1.meyvalar. 2.yemişler.
fevâris : atlılar.
fevc : 1 .grup, cemaat, zümre. 2.bölük, takım.
feverân : 1.fışkırma. 2.kaynama.
feverân etmek fışkırmak.
fevk : üst, üstü.
fevkalâde : olağanüstü, olağan dışı, alışılmışın ötesinde.
fevkalbeşer : insan üstü.
fevkalferd : birey üstü.
fevkalhad : haddinden fazla.
fevkânî : üstteki, yukarıdaki.
fevkattabîa : . doğa üstü.
fevren : hemen, derhal, çarçabuk.
fevrî : âni.
fevt : 1 .geçip gitme. 2.ölüm.
fevvâre : fıskiye.
feyezân : taşkın.
feyiz : 1 .bereket, bolluk. 2.ilim.
feylesof : filozof, felsefeci.
feyyâz : 1.verimli, bereketli. 2.Tanrı.
feyz : 1 .bereket, bolluk. 2.ilim.
feyzbahş : 1.verimli, bereketli. 2.feyiz veren.
fezâ : 1 .uzay. 2.geniş düzlük.
fezâil : erdemler.
fezleke : 1.soruşturma özeti. 2.özet.
fıdda : gümüş.
fıkarât : 1.fıkralar. 2.bölümler. 3.omurlar.
fıkdân : yoksunluk, bulunmama, yokluk.
fıkh : islam hukuku, fıkıh.
fıkra : 1.fıkra. 2.bölüm. 3.omur.
fırak : 1 .fırkalar, partiler. 2.bölükler. 3.zümreler.
fırka : 1.parti. 2.bölük. 3.zümre.
fırsat : uygun an, fırsat.
fısk : 1 .kötülük, sefihlik. 2.dinsizlik. 3.Tanrı’ya karşı isyan.
fıskiyye : fıskiye.
fıtnat : kavrayış, zekîlik.
fıtra : 1.fitre. 2.kuru üzüm.
fıtrat : yaratılış.
fıtraten : yaratılıştan.
fıtrî : yaratılıştan gelen.
fî : fiyat, değer, kıymet, eder.
fi’l : 1 .hareket, davranış, eylem. 2.fiil.
fi’len : yaparak, işleyerek, bilfiil.
fi’liyyât : eyleme dökülen işler.
fîât : 1.fiyat. 2.fiyatlar.
figân : feryat etme, ah çekme.
figân eylemek bağırmak, feryat etmek, inlemek.
fihris : 1.içindekiler. 2.indeks, dizin.
fikir : fikir, düşünce.
fikr : düşünce, fikir.
fikren : düşünce bakımından.
fikrî : düşünce ile ilgili.
fikriyyât : düşünce ile ilgili çalışmalar.
fil : fil.
filâhat : çiftçilik.
filasl : aslında.
filhakîka : . gerçekte, aslında, doğrusu.
filhâl : şimdi, derhal.
filiz : maden külçesi.
filmesel : örneğin, örnekte olduğu gibi.
filvâki : aslında, gerçekte.
fîmâba’d : bundan böyle.
fînefsilemr : işin aslında, gerçekte.
fir’avn : firavun.
firâk : 1.ayrılık. 2.ayrılık acısı.
firâr : kaçış, kaçma.
firâr etmek kaçmak.
firârî : kaçak.
firâvân : bol, çok.
firâz : 1.üst, yukarı. 2.yokuş.
firdevs : 1.cennet. 2.bahçe.
fireng : Batı, Avrupa.
firîfte : aldanmış, aldatılmış.
firîfte olmak aldanmak.
firistâde : elçi.
firişte : melek.
firiştehû : melek gibi, melek huylu, güzel huylu.
firkat : ayrılık.
fîrûz : 1.talihli, kutlu. 2.muzaffer.
fîrûze : turkuaz, firuze taşı.
fîrûzefâm : turkuaz, açık mavi.
fîsebîlillah : Tanrı rızası için, Tanrı yolunda.
fiten : fitneler.
fitne : 1.bölücülük, kargaşa çıkartma. 2.sıkıntı.
fityân : gençler.
fuâd : yürek.
fuhş : fuhuş.
fuhuş : fuhuş.
fukahâ : fıkıhçılar, islam hukukçuları.
fukarâ : yoksullar.
fûlâd : çelik.
furkân : 1.Kur’ân. 2.iyi ile kötünün ayrıldığı yerleri gösteren.
fursat : fırsat, uygun an.
fursatcû : fırsatçı.
fusahâ : fasih konuşanlar.
fusûl : 1.fasıllar, bölümler. 2.mevsimler.
fuzalâ : 1.erdemliler. 2.bilginler.
fuzûl : 1.fazla, çok. 2.gereksiz, fuzuli.
fuzûlî : 1.zevzek, boşboğaz. 2.gereksiz, boşuna, fazladan.
füceten : apansız, ansızın.
fücûr : 1.yakın akraba evliliği. 2.günahkarlık, sefihlik.
fülân : falan, filan, falanca.
fülfül : biber, karabiber.
füls : mangır.
fülûs : mangırlar.
fünûn : 1.teknikler. 2.bilimler.
fürs : 1 .Farsça. 2.Fars ülkesi, İran. 3.Fars, İranlı.
fürû’ : yan dallar, şubeler.
fürûğ : 1.ışık. 2.parıltı.
fürûht : satış.
fürûmâye : aşağılık, alçak.
fürûzân : parlak.
füshat : genişlik.
füsûn : afsun, büyü.
füsûnger : 1 .afsuncu, büyücü. 2.büyüleyici.
füsürde : donuk, solgun.
fütâde : 1.düşkün. 2.düşmüş. 3.aşık. 4.tutkun.
fütûhât : fetihler.
fütûr : 1.gevşeklik. 2.bıkkınlık.
fütüvvet : 1.gençlik. 2.yiğitlik. 3.eskiden Anadolu’da kurulup gelişen
füyûz : feyizler, bolluklar, bereketler.
füzûn : fazla.



Neye, Kime Denir? Kimdir? Adresi Neresi? © 2018