Osmanlıca-Türkçe Sözlük [V Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

va’d : vaat.
va’d edilmek vaat edilmek.
va’d etmek vaat etmek.
va’z : vaaz, dinî öğüt.
vâbeste : bağlı.
vâbestegân : bağlılar.
vâcib : gerekli.
vâcib olmak gerekmek.
vâcibât : gerekenler, yapılması gerekli olanlar.
vâcibe : gereken, yapılması gerekli olan.
vâcibülîfâ : yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken.
vâcibülvücûd : Tanrı.
vâcid : 1.Tanrı. 2.meydana getiren.
vâdî : 1.vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan.
vâfir : bol.
vâh : vah, yazık.
vâha : vaha, çöl ortasındaki yeşil alan.
vahâmet : korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum.
vâhasretâ : eyvahlar olsun.
vâhayfâ : yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah.
vahdânî : Tanrı’nın birliği ile ilgili.
vahdâniyyet : Tanrı’nın tekliği.
vahdet : 1.teklik. 2.birlik, beraberlik.
vâhî : yararsız.
vâhid : tek, bir tane.
vahîd : tek, biricik.
vahîm : korkunç.
vahş : yabanıl.
vahşet : 1.yabanîlik. 2.korku.
vahşetengîz :korkunç, korku salan.
vahşetnâk : 1.korkunç. 2.ıssız.
vahşî : 1.yabanî. 2.acımasız.
vahy : vahiy.
vâiz : vaaz veren, dinî öğütler eden.
vâjgûn : baş aşağı, tepetakla, tersyüz olmuş.
vak’a : 1.olay. 2.savaş.
vak’anüvis : tarih yazarı.
vak’anüvîsân :tarih yazarları.
vakar : ağırbaşlılık.
vakâyi’ : olaylar.
vakf : 1 .durma, duruş. 2.durdurma. 3.vakıf. 4.adama.
vakfe : durma, duraklama.
vakfegâh :durulacak yer, durak.
vakfiyye : vakıf belgesi.
vâkıa : 1.olay. 2.gerçek.
vâkıât : olaylar.
vâkıf : 1.vakfeden. 2.anlamak, bilmek.
vâki : olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan.
vâki’ olmak 1.olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek. 2.bulunmak, yer almak.
vakiyye : okka.
vakt : vakit.
vaktâki : –diği zaman.
vakûr : ağırbaşlı.
vakûrâne : ağırbaşlılıkla.
vâlâ : yüksek, yüce.
vâlâcâh : yüksek mevki sahibi.
vâlâkadr : saygıdeğer.
vâlid : 1.baba. 2.yol açan, doğuran.
vâlide : anne, ana.
vâlideyn : anababa.
vâlih : şaşkın.
vâliyân : valiler.
vâm : borç.
vâmdâr : borçlu.
vâmhâh : alacaklı.
vâpesin : sonuncu.
vâr : gibi, benzer.
varak : 1 .yaprak. 2.kağıt. 3.plaka.
varaka : 1.belge. 2.bir yaprak.
varakpâre : 1 .kağıt parçası. 2.pusula, not.
vâreste : 1 .kurtulmuş, rahat. 2.uzak.
vârî : gibi.
vârid : 1.gelen, ulaşan. 2.sözkonusu.
vâridât : kazanç, gelir.
vâride : 1.gelen, ulaşan. 2.akla gelen.
vâris : mirasçı.
varta : 1.uçurum. 2.tehlike.
vârûn : ters, başaşağı.
vârûne : ters, başaşağı.
vasat : 1 .orta. 2.ortalama.
vasatî : 1.ortalama. 2.orta.
vasf : 1 .nitelik, özellik. 2.övgü.
vâsıl : ulaşan, kavuşan, gelen.
vâsıl olmak ulaşmak, kavuşmak.
vâsıta : 1.aracı. 2.araç, alet.
vâsi’ : 1.geniş. 2.yaygın. 3.kapsamlı. 4.enli. 5.bol.
vasiyyet : vasiyet.
vasiyyetnâme : vasiyet mektubu.
vasl : 1 .ulaşma. 2.kavuşma, vuslat. 3.bağlama, ulama.
vassaf : öven, anlatan, tavsif eden.
vassal : ulaştıran.
vatan : yurt.
vatandaş : yurttaş.
vatanî : yurt ile ilgili.
vatanperver : yurtsever.
vatanperverâne :. yurtseverce.
vâveylâ : 1 .yazık, eyvahlar olsun. 2.çığlık.
vâveylâ düşmek çığlıklar atılmak.
vâye : kısmet.
vaz’ : 1 .koyma, konulma. 2.bırakma. 3.atama. 4.durum, konum.
vaz’ etmek koymak.
vaz’ -ı haml doğum.
vaz’ -ı kadîm eski konum, eski durum.
vaz’ -ı yed el koyma.
vaz’ -ı yed edilmek el konulmak.
vaz’ -ı yed etmek el koymak.
vaz’an : konumu bakımından.
vazâif : görevler, ödevler.
vâzı’ : 1.koyan, koyucu. 2.hazırlayıcı.
vâzıh : açık, net.
vâzıhan : açıkça, açık olarak.
vazî’ : 1.alçak, aşağı. 2.mütevazi.
vazîfe : 1.görev. 2.ödev.
vazîfedâr :görevli.
vazîfeşinas : görevine düşkün.
vaziyet : durum, konum.
vebâl : günah.
vecâhet : yüz güzelliği.
vecd : coşku.
vecdâver : coşkulu, heyecanlandıran.
vech : 1 .yüz. 2.sebep, ilgi, münasebet, vasıta. 3.yüzey.
veche : 1.yüz. 2.yön, taraf.
vecîbe : yapılması gereken, görev.
vecîz : özlü.
vecîze : özdeyiş.
vedâ : ayrılış, ayrılma.
vedâyi’ : emanetler.
vedîa : emanet.
vefâ : 1 .sözünde durma. 2.dostluğu sürdürme.
vefâ etmek sözünde durmak, vefa göstermek.
vefâdâr : vefalı.
vefâkâr : vefalı.
vefât : ölüm.
vefât etmek ölmek.
vefeyât : ölümler.
vefk : 1 .uyum. 2.uygun.
vegayrühü : ondan başka.
vegayrühüm : ondan başkaları.
veh : vah.
vehb : bağış, vergi.
vehbî : Tanrı vergisi.
vehelümmecerrâ : . . var gerisini kıyas et.
vehhâb : çok bağışlayıcı Tanrı.
vehhâbiyyet : vehhâbîlik.
vehhâbiyyûn : vehhâbîler.
vehim : kuruntu.
vehleten : ansızın.
vehm : kuruntu.
vehmî : kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş.
vehmnâk : kuruntulu.
veillâ : yoksa, aksi takdirde.
vekâhat : arsızlık, utanmazlık, hayasızlık.
vekâlet : 1.vekillik. 2.bakanlık. 3.avukatlık.
vekâleten : vekil olarak.
vekâletnâme :vekillik belgesi.
vekâletpenâh :sadrazam.
vekâyi’ : 1.olaylar. 2.savaşlar.
vekıs’alâhâzâ : . bununla kıyasla.
vekil : 1.avukat. 2.biri tarafından yetki verilmiş. 3.bakan.
velâdet : 1.doğum. 2.doğum günü.
velâyet : 1.velîlik. 2.dostluk. 3.otorite.
velev : olsa da.
velhâsıl : kısaca, sözün kısası.
velî : 1 .ermiş, velî. 2.çocuktan sorumlu olan.
velî : ama, fakat.
velîahd : veliaht.
velîk : ama, ancak.
velîkin : ama, ancak.
velîme : 1.ziyafet. 2.düğün.
velûd : 1.doğurgan. 2.üretken.
velvele : gürültü patırtı.
verâ : öte.
verâset : varislik.
verd : gül.
verem : 1 .şişkinlik, şiş. 2.verem, tüberküloz.
verese : varisler, mirasçılar.
verîd : toplardamar.
vesâik : belgeler.
vesâil : sebepler.
vesâit : 1.araçlar. 2.aracılar.
vesâtet : aracılık.
vesâyâ : vasiyetler.
vesîka : belge.
vesîle : 1.sebep, bahane. 2.yol.
vesme : rastık.
vesvese : kuruntu.
veş : gibi.
veşak : vaşak.
veted : kazık.
veter : 1 .kiriş. 2.saz teli.
vetîre : 1.üslup. 2.süreç. 3.dar yol.
veya görüşe mensup.
veyl : yazık, yazıklar olsun, eyvahlar olsun.
vezâif : görevler, ödevler.
vezân : esen.
vezâret : vezirlik.
vezîr : eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi.
vezn : ağırlık.
vezne : 1.ağırlık. 2.tartı. 3.para gişesi.
veznedâr :gişe görevlisi.
vicâhen : yüzleşerek, yüzüne karşı.
vicâhî : yüzyüze.
vicdân : iyi ile kötüyü ayırt edip değerlendirme duygusu.
vicdânen : vicdan bakımından.
vidâd : 1.sevgi. 2.dostluk.
vikâye : koruma.
vikâye etmek korumak, esirgemek, kayırmak.
vilâdet : 1.doğum. 2.doğum günü.
vilâyât : vilayetler.
vildân : 1.bebekler. 2.köleler.
vîrân : 1.yıkık, harap olmuş. 2.yıkıntı, harabe.
vîrân etmek yıkmak, harap etmek.
vîrân olmak 1.yıkılmak, harap olmak. 2.perişan olmak.
vîrâne : yıkıntı alan, harap yer, harap bina.
vîrânî : haraplık.
vird : dua.
vird etmek dua etmek.
visâk : antlaşma.
visâl : 1.ulaşma, varma. 2.kavuşma, vuslat.
vufûr : bolluk.
vuhûş : 1.vahşiler. 2.yaban hayvanları.
vukû bulmak meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek.
vukû’ : meydana gelme, cereyan etme.
vukûât : 1 .olaylar. 2.polisiye olaylar.
vukûf : bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olma.
vukufsuz : bilgisiz.
vuskâ : sağlam.
vusla : 1.ek. 2.yama.
vuslat : 1.ulaşma. 2.kavuşma.
vustâ : orta, iç.
vusûl : ulaşma, gelme.
vusûl eylemek gelmek, ulaşmak.
vuzû : abdest.
vuzûh : açıklık.
vücûb : gereklilik.
vücûd : 1.varlık. 2.beden. 3.var oluş.
vücûd bulmak meydana gelmek, oluşmak.
vücudundaki dört ana maddenin herbiri.
vücûh : 1.yüzler. 2.şekiller, tarzlar. 3.yüzeyler. 4.ileri gelenler.
vüfûd : elçiler.
vüfûr : bolluk.
vükelâ : 1.vekiller. 2.bakanlar.
vülât : valiler.
vürûd : giriş, geliş.
vürûd etmek girmek, gelmek.
vüs’ : 1 .genişlik. 2.kapasite. 3.takat.
vüs’at : 1.genişlik. 2.kapasite. 3.parasal yeterlik. 4.genlik.
vüskâ : sağlam.
vüsûk : 1.sağlamlık. 2.güvenilirlik.
vüzerâ : vezirler.



Neye, Kime Denir? Kimdir? Adresi Neresi? © 2018