| Ders Adı: | Animasyon |
| Animasyon Çalışmaları | Hazır / İndir |
| Çocuk Kostüm Ve Aksesuarları | Hazır / İndir |
| Yüz Ve Vücut Boyama Teknikleri | Hazır / İndir |
| Ders Adı: | Animasyon |
| Animasyon Çalışmaları | Hazır / İndir |
| Çocuk Kostüm Ve Aksesuarları | Hazır / İndir |
| Yüz Ve Vücut Boyama Teknikleri | Hazır / İndir |
Ekim, Kasım ve Aralık aylarından oluşan IV. Dönemde turizm geliri, geçen yılın aynı dönemine göre % 4,9 artarak 5 259 444 102 $ oldu. Turizm gelirinin 3 719 565 958 $’ı yabancı ziyaretçilerden, 1 539 878 143 $’ı ise yurt dışında ikamet eden vatandaş ziyaretçilerden elde edilmiştir.
Ziyaretçiler, seyahatlerini kişisel veya paket tur ile gerçekleştirmektedir. Bu dönemde yapılan harcamaların 4 491 557 397 $’ını kişisel, 767 886 704 $’ını ise paket tur oluşturmaktadır.
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan kırmızı et üretim istatistikleri 2010 yılına kadar; mezbahalarda kayıt altına alınan büyükbaş-küçükbaş hayvan kesimleri ile derisi Türk Hava Kurumu’na ulaşan kurban derilerinden elde edilen verilere dayanmakta idi. Mevcut kapsamı arttırmak ve karşılaştırılabilir istatistikleri daha kısa periyotlarla üretmek amacıyla, 2010 yılı Ocak ayından itibaren hayvansal ürünleri girdi olarak kullanan sanayinin NACE Rev.2’ye göre 10.11 ve 15.11 başlığı altında faaliyet gösteren işletmelerden veri derleme çalışmaları başlatılmıştır. Bu haber bülteni Ocak – Aralık 2010 tarihleri arası aylık kırmızı et üretim istatistiklerini kapsamaktadır.
Aralık ayı kırmızı et üretimi 53 847 ton olarak tahmin edildi (daha&helliip;)
Kan Gruplarının Keşfi:
Kan transfüzyonlarının, kan grupları hakkında hiçbir bilgi olmadığı halde önceleri başarıyla sürdürülmesi dikkat çekicidir. Landois 1875’de köpek kanının başka bir cinsin kanı ile karıştırıldığında 2 dk. içerisinde hemen daima lizise (hücre parçalanması) neden olduğunu bildirmiştir. Bu çalışmadan haberdar olan Karl Landsteiner 22 kişide yaptığı çalışmada eritrosit ve serum arasındaki reaksiyonları tarif ederek 1901’de sonuçlarını yayınlamıştır. Landsteiner önceleri A, B, C olmak üzere üç kan grubu tanımladı. Sonraki yıl öğrencileri olan DeCastello ve Sturli 155 kişiyi kapsayan daha geniş bir çalışma ile kan grup sistemini A, B, O, AB olarak tanımladılar (1902). (19. yy’ın ikinci yarısında Alman bir doktorun şu sözleri şaşırtıcı değildi. Koyun kanı nakletmek için üç tane koyuna ihtiyaç vardır; ilki kanı alınan, ikincisi kanın nakledilmesine müsaade eden, üçüncüsü ise nakli gerçekleştiren olarak). 1922’de Amerika Birleşik Devletleri’ne göç eden Landsteiner 1930 yılında Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülmüştür. (daha&helliip;)
za’f : zayıflık, zaaf.
za’f gelmek zayıflamak.
za’ferân : safran.
za’fî : zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili.
za’fiyyet : zayıflık, zafiyet.
zâbıta : güvenlik görevlisi.
zâbih : boğazlayan.
zâbit : subay.
zâbitân : subaylar.
zabt : 1 .tutma. 2.ele geçirme. 3.kavrama.
zabt edilmek ele geçirilmek.
zabt etmek ele geçirmek.
zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü.
zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü.
zabtiyye : güvenlik güçleri, polis, jandarma.
zabtnâme : tutanak, zabıt yazısı.
zabtürabt : disiplin.
zâc : göztaşı.
zâd : azık.
zâd : 1 .doğmuş. 2.doğum. (daha&helliip;)
yâ : ey.
yâb : bulan.
yâbis : kuru.
yâd : 1 .hatırlama. 2.gönül, hatır. 3.anı, hatıra.
yâd edilmek anılmak, hatırlanmak.
yâd etmek anmak, hatırlamak.
yâdgâr : 1 .anı. 2.hatıra.
yadigâr bk. yâdgâr.
yağmâ : talan, çapul.
yağma eylemek talan etmek, yağmalamak.
yağmâger : yağmacı.
yah : buz.
yahbeste : buzlanmış, donmuş.
yâhud : yahut.
yâis : umutsuz.
yakaza : uyanıklık.
yakîn : kesin bilgi.
yakînen : kesin olarak.
yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
yaklaşması.
yâkût : 1.yakut. 2.dudak.
yakzân : uyanık.
yâl : 1 .yele. 2.boyun.
yâleyte : keşke.
(daha&helliip;)
va’d : vaat.
va’d edilmek vaat edilmek.
va’d etmek vaat etmek.
va’z : vaaz, dinî öğüt.
vâbeste : bağlı.
vâbestegân : bağlılar.
vâcib : gerekli.
vâcib olmak gerekmek.
vâcibât : gerekenler, yapılması gerekli olanlar.
vâcibe : gereken, yapılması gerekli olan.
vâcibülîfâ : yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken.
vâcibülvücûd : Tanrı.
vâcid : 1.Tanrı. 2.meydana getiren.
vâdî : 1.vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan.
vâfir : bol.
vâh : vah, yazık.
vâha : vaha, çöl ortasındaki yeşil alan.
vahâmet : korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum.
vâhasretâ : eyvahlar olsun.
vâhayfâ : yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah.
vahdânî : Tanrı’nın birliği ile ilgili.
vahdâniyyet : Tanrı’nın tekliği.
vahdet : 1.teklik. 2.birlik, beraberlik. (daha&helliip;)
übbehet : ululuk.
übüvvet : babalık.
ücret : hizmet karşılığında verilen para.
ücûr : ücretler.
ücûrât : ücretler.
üdebâ : edipler.
üf’ûle : .görev, fonksiyon.
üf’ûlevî : görevle ilgili, fonksiyonel.
üftâde : 1 .düşmüş. 2.düşkün. 3.aşık. 4.zavallı.
üftâdegân : 1.düşmüşler. 2.düşkünler. 3.aşıklar. 4.zavallılar.
üftânühîzân :. düşe kalka.
üfûl : 1.batış. 2.ölüm.
ükül : 1 .meyva. 2.azık. 3.zeka.
ülfet : 1.dostluk. 2.kaynaşma. 3.görüşme, konuşma.
ülfet etmek 1.dostluk kurmak. 2.kaynaşmak, alışmak. 3.görüşmek, konuşmak.
ümem : ümmetler.
ümenâ : güvenilir kişiler.
ümerâ : emirler. (daha&helliip;)
u’cûbe : acayip, şaşılacak şey.
ubûdiyyet : kulluk.
ubûr : geçiş.
ucb : kendini beğenme.
ucu arasındaki uzaklık.
ûd : 1 .öd ağacı. 2.ud.
ûdî : ud sanatçısı.
udûl : vazgeçme.
udûl etmek vazgeçmek.
ufuk : ufuk.
ufûnet : 1.yangı. 2.kötü koku.
uhde : sorumluluk.
uhrâ : başka, diğer.
uhrevî : ahiret ile ilgili.
uht : kızkardeş.
uhuvvet : kardeşlik.
ukâb : kartal.
ukalâ : akıl sahipleri.
ukbâ : ahiret.
ukde : 1.düğüm. 2.gönül üzüntüsü. 3.sorun. (daha&helliip;)
tâ : 1 .kat. 2.büklüm. 3.tane.
tâ : kadar.
ta’biye : 1.yerine koyma. 2.kurulu düzen.
ta’biyetülceyş : strateji.
ta’cîl : acele ettirme.
ta’dâd : 1.sayma. 2.sayım. 3.sayı.
ta’dâd etmek 1.saymak. 2.değerlendirmek, kabul etmek.
ta’dîl : 1.değiştirme. 2.doğrulama.
ta’dîlat : değiştirmeler, değişiklik.
ta’dilât yapmak değişiklik yapmak.
ta’dîlen : değiştirilerek, değişiklik yapılarak.
ta’kîb : takip, ardına düşme.
ta’kîbât : kovuşturma.
ta’kîbat yapmak kovuşturmak.
ta’kîben : takip ederek, ardına düşerek.
ta’lîk : 1.askıya alma. erteleme.
ta’lîk edilmek asılmak, iliştirilmek, tutturulmak.
ta’lîl : 1.sebep gösterme. 2.tümdengelim.
ta’lîm : 1.öğretme. 2.öğrenme. 3.meşk. 4.idman, egzersiz. (daha&helliip;)
şa’r : kıl.
şa’riyye : şehriye.
şa’şa’a : 1.gösteriş. 2.parlaklık.
şa’şa’adâr : 1. .gösterişli. 2.parlak.
şâd : sevinçli.
şâd etmek sevindirmek, mutlu etmek.
şâd olmak sevinmek, mutlu olmak.
şâdân : sevinçli.
şâdî : sevinç.
şâdmân : sevinçli.
şâdmânî : sevinç.
şâdurvan : şadırvan.
şafak : güneşin doğacağı sıradaki aydınlık.
şâfi’ : şefaatçi.
şâgird : 1.öğrenci. 2.çırak.
şâgirdân : 1.öğrenciler. 2.çıraklar.
şâh : 1 .dal. 2.boynuz.
şâh : 1 .padişah. 2.ıran şahı. (daha&helliip;)
sâ’î : çalışan, gayret eden.
sâ’î olmak çalışmak, gayret etmek.
sa’leb : tilki.
sa’y : çalışma, çaba gösterme.
saâdet : mutluluk.
saâdetbahş :mutluluk veren.
saâdetmend : mutlu, bahtiyar.
sabâ : 1 .meltem, gündoğusunden esen yel. 2.sabâ makamı.
sabâvet : çocukluk.
sâbık : 1.eski. 2.bir önceki.
sâbıka : 1.geçmişte kalan suç. 2.bir insanın geçmişteki hali.
sâbıküzzikr : anılan, zikredilen.
sabır : dayanma, kendini tutma.
sabî : 1 .bebek. 2.küçük çocuk.
sâbi’ : yedinci.
sâbi’an : yedincisi, yedinci olarak.
sâbi’î : yıldıza tapan.
sâbir : sabırlı.
sâbit : 1.kanıtlanmış. 2.yerinde duran.
sabr : sabır.
sabûh : sabah içilen şarap.
sabun : sabun. (daha&helliip;)
ra’d : gökgürültüsü.
ra’nâ : güzel, hoş.
ra’şe : titreme.
ra’şe vermek titretmek.
ra’şedâr :titrek, titreyen.
rabb : 1 .Tanrı, Allah. 2.efendi.
rabbânî : 1.tanrısal, ilahî. 2.Tanrı’dan başka bir şey düşünmeyen.
rabbî : Tanrım.
râbıta : 1.bağ, ilişki, temas. 2.sıra, düzen.
râbıtadar :bağlantılı, ilintili.
râbi : dördüncü.
râbian : dördüncüsü.
rabt : bağlama.
rabt edilmek bağlanmak, tutturulmak. (daha&helliip;)
pâ : ayak.
pâbend : ayak bağı.
pâbercâ : yerinde, duran, ayakta duran.
pâberikâb : gitmek üzere, hareket etmek üzere.
pâbeste : ayağı bağlı.
pâbirehne : yalınayak.
pâbûsî : ayak öpme.
pâcâme : pijama.
pâçe : paça.
pâdşâh : padişah.
pâdşâhî : padişahlık.
pâdzehr : panzehir.
paha : değer, kıymet.
pâk : temiz.
pâkbâz : 1 .fedai. 2.canını hiçe sayan aşık.
pâkdâmen : iffetli.
pâkîze : temiz.
paklanmak temizlenmek.
pâlân : semer, palan.
pâlânduz : semerci. (daha&helliip;)
ölüm gecesi.
ömr : ömür.
örf : gelenek, âdet.
örfen : geleneğe göre.
örfî : geleneksel.
örfî idare sıkıyönetim.
örfiyyât : gelenekle ilgili şeyler.
öşr : 1 .onda bir. 2.öşür vergisi.
özr : 1 .özür. 2.bahane. 3.engel.
özrhâh : özür dileyen.
nâ : olumsuzluk eki.
na’l : nal.
na’lbend : nalbant.
na’lbur : nalbur.
na’lçe : nalça.
na’nâ’ : nane.
na’re : nara, haykırma.
na’ş : naaş, cenaze.
na’t : 1 .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
nââşnâ : yabancı.
naat : 1 .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
nâb : saf, halis, katışıksız.
nâbecâ : yersiz.
nâbehre : 1 .nasipsiz. 2.soysuz.
nâbekâr : 1 .hayırsız. 2.işe yaramaz.
nâbîna : kör.
nâbûd : 1.yok. 2.yokluk. 3.perişan.
nabz : nabız.
nabzgîr :nabza göre şerbet veren. (daha&helliip;)
lâ : 1 .hayır. 2.yoktur.
la’l : 1 .al. 2.lal taşı. 3.kırmızı dudak.
lâakal : en azından, hiç olmazsa.
lâbe : yalvarma.
lâbis : giyen.
lâbis olmak giymek.
lâbüd : gerekli, lazım.
lâcerem : kuşkusuz.
lâcverd : lacivert.
lâdînî : laik, din dışı.
lâf : söz.
lafazan : geveze.
lafız : söz.
lâfügüzâf : . boş söz, zırva. (daha&helliip;)
ka’b : 1 .aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp.
ka’r : 1 .derinlik. 2.çukur. 3.dip.
kabâ : cübbe.
kabahat : suç, kusur.
kabâih : suçlular, kabahatliler.
kabâil : kâbileler.
kabîh : çirkin, hoş olmayan.
kâbil : 1.mümkün. 2.yetenekli.
kabîl : gibi, benzeri.
kâbil olmak mümkün olmak, elvermek.
kabîle : boy, kâbile.
kâbile : ebe.
kâbil-i kıyas kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir.
kâbiliyet : yetenek.
kâbiliyyât : yetenekler. (daha&helliip;)
jâj : anlamsız söz, zırva.
jâjhây : boşboğaz, zevzek.
jâle : çiy, şebnem.
jeng : pas.
jengâr : pas.
jerf : derin.
jerfâ : derinlik.
jerfbîn : ayrıntılı düşünen, dikkatli.
jinde : 1.yırtık, eski. 2.yamalı hırka.
jindepûş : 1. .yamalı hırka giyen. 2.derviş.
jiyân : 1.kükremiş. 2.kızgın.
jülîde : dağınık, karışık.
i’câz : 1.aciz bırakma. 2.şaşırtma.
i’dâdî : lise.
i’dâm : yok etme, öldürme.
i’lâ : yükseltme, yüceltme.
i’lâ edilmek yükseltilmek, yüceltilmek.
i’lâm : bildirme.
i’lâm edilmek bildirilmek.
i’lân : ilan.
i’mâl : yapma, işleme.
i’mâr : bayındırlaştırma, mamûr etme.
i’râz : 1.yüz çevirme. 2.uzak durma.
i’tâ : 1.verme. 2.verilme. 3.ödeme. 4.ödenme.
i’tâ edilmek 1.verilmek. 2.ödenmek.
i’tâ etmek 1.vermek. 2.ödemek.
i’tâ olunmak verilmek.
i’tâk : âzâd etme, özgür bırakma.
i’tikâf : bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama. (daha&helliip;)
ıhlamur : ıhlamur.
ık’âd : oturtma.
ıkd : 1 .dizi. 2.kolye, gerdanlık.
ıklîm : iklim.
ıktıdâ : uyma.
ırdâ : emzirme, süt verme.
ırk : 1 .soy, ırk. 2.damar. 3.kök.
ırk -ı ahmer kızılderili ırkı.
ırk -ı ebyaz beyaz ırk.
ırken : ırk bakımından.
ırkî : ırk ile ilgili.
ırz : namus, iffet.
ırzâ : emzirme, süt verme. (daha&helliip;)
h 1.. . . Osmanlı alfabesinin sekizinci harfi. 2.Ebced alfabesine göre sayısal
hâ : çiğneyen.
hâ : çoğul eki: -ler, -lar.
hâb : 1.uyku. 2.rüya.
habâb : hava kabarcığı.
habâbe : hava kabarcığı.
habâis : kötülükler.
hâbâlûd : uykulu.
hâbâlûde : uykulu.
habâset : kötülük, alçaklık.
habb : 1 .çekirdek, tohum. 2.hap.
habbât : 1.hava kabarcıkları. 2.haplar.
habbâz : ekmekçi.
habbe : taneler.
habbe-i hadrâ çitlembik.
habbe-i sevdâ çörekotu.
habbezâ : ne güzel.
habbülbülûğ : ergenlik sivilcesi.
hâbcâme : 1 .gecelik. 2.pijama.
haber : haber.
haberdar : haberli. (daha&helliip;)
gabâvet : bönlük, dangalaklık, kalınkafalılık.
gabî : bön, dangalak, kalınkafalı.
gabn : kazıklama, alışverişte aldatma.
gaddâr : zalim, acımasız.
gadr : haksızlık, zulüm.
gaffâr : bağışlayıcı Tanrı.
gâfil : habersiz.
gaflet : habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık.
gafleten : dalgınlıkla.
gafûr : bağışlayıcı.
gâh : 1 .kâh. 2.yer ve zaman bildiren kelimeler türetir.
gâhî : kimi zaman, bazen, arasıra.
gâhvâre : beşik.
gâib : bulunmayan, ortada görünmeyen, kayıp.
gâile : 1.uğraşı, telaş, meşakkat. 2.savaş.
gâita : dışkı.
galat : yanlış.
galebe : 1.baskın çıkma, ağır basma. 2.kalabalık.
galeyân : kaynama.
gâlib : 1.ağır basan. 2.galip.
gâliba : sanırım, belki.
gâlibiyyet : zafer, ağır basma, yenme. (daha&helliip;)
fa’âl : hareketli, çalışkan.
fa’âliyyet : hareketlilik, çalışma.
fâcia : 1.acıklı olay. 2.felaket. 3.dram.
fâciât : 1 .acıklı olaylar, facialar. 2.felaketler.
fâcir : 1.günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.
fağfur : Çin imparatoru.
fağfûrî : çini.
fahâmet : 1.yücelik, ululuk. 2.kıymet.
fahhâr : övüngen.
fâhir : 1.değerli. 2.şerefli, onurlu.
fâhiş : 1.aşırı. 2.büyük. çirkin, kötü.
fâhişe : fuhuş yapan kadın.
fâhişehane :genelev.
fahr : övünç, kıvanç.
fahrî : 1.onursal. 2.ücret almadan, kendi isteğiyle
fahşâ : fuhuş.
fâhte : güvercin, yaban güvercini.
fahûr : övüngen.
fâide : yarar, kazanç, fayda. (daha&helliip;)
eâcîb : şaşılası şeyler.
eamm : genelde, yaygın haliyle.
eâzım : büyükler, ileri gelenler.
eazz : çok değerli.
eb : 1 .baba. 2.ata, ced.
eb’âd : 1.boyutlar. 2.uzunluklar.
eb’ad : çok uzak.
ebâbil : kırlangıç.
ebâtil : saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler.
ebced : sayısal değer verilmiş arap alfabesi.
ebcedhân : 1.okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi,
ebdâl : derviş, abdal.
ebdân : bedenler.
ebed : sonsuz gelecek zaman.
ebeden : asla, hiçbir zaman.
ebedî : sonsuz.
ebediyyen : sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman
ebediyyet : sonsuzluk.
ebeveyn : anababa.
ebhâr : denizler.
ebhâs : bahisler, tartışmalar. (daha&helliip;)
dâ’î : 1.dua eden, duacı. 2.davet eden.
dâ’ussıla : yurdunu özleme, köyünü özleme.
dâd : 1.adalet. 2.iyilik, ihsan.
dâd : 1.verme. 2.verdi. 3.vergi.
dâdgâh : mahkeme.
dâdhâh : davacı.
dâdres : imdada koşan.
dâdû : dadı.
dâdüferyâd : . feryat figan.
dâdüsited : alışveriş.
dâfi’ : uzaklaştıran, defeden.
dâğ : 1.yara. 2.kızgın demirle vurulmuş işaret.
dağal : hile, hilehurda, alavere dalavere. (daha&helliip;)
çâbük : kıvrak, çevik, çabuk.
çâbükî : kıvraklık, çeviklik, çabukluk.
çâbükpâ : ayağına çabuk.
çâbükrev : hızlı giden.
çâbüksüvar : usta binici.
çâder : 1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
çâdernişin : göçebe, çadırda yaşayan.
çadır : 1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
çağz : kurbağa.
çâh : 1.kuyu. 2.çukur.
çâk : 1.yırtık. 2.yırtmaç.
çâk etmek yırtmak.
çâk olmak yırtılmak. (daha&helliip;)
câ : 1 .yer. 2.mevki. 3.makam.
ca’l : yapma.
ca’lî : 1.yapma, uydurma. 2.sahte.
câbecâ : yer yer.
câbir : zorlayıcı.
câdde : ana yol, cadde.
câdû : 1.büyücü. 2.cadı.
câdûger : büyücü.
câh : makam, mevki.
câhid : çalışıp çabalayan.
câhil : bilgisiz.
câhilâne : cahilce.
câiz : uygun.
câize : ödül.
câlib : ilginç, çekici.
câlib -i dikkatdikkat çekici.
câm : 1.kadeh. 2.şişe. 3.cam.
câme : giysi.
câmedân : gardrop.
câmegî : 1.giysi parası. 2.hizmetçi. (daha&helliip;)
bâ : 1 .ile. 2.sahip.
ba’de : sonra.
ba’dehu : daha sonra, ondan sonra.
ba’delmîlâd : milattan sonra, İsa’dan sonra.
ba’demâ : bundan böyle.
ba’dezin : bundan sonra, bundan böyle.
ba’s : diriliş.
ba’süba’delmevt : . ölümden sonra diriliş.
ba’zan : bazen, kimi zaman.
bâb : 1.kapı. 2.konu. 3.bölüm.
bâbâ : 1.baba. 2.ata.
bâbâyâne : babaca, babacan.
bâbûne : babuna, papatya.
bâc : 1.haraç. 2.vergi. 3.gümrük vergisi.
bâcgîr : vergi memuru.
bâd : 1.rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun.
bâdâm : badem.
bâdbân : yelken.
bâdbedest : eli boş, züğürt. (daha&helliip;)
Z.Faik İZER,Ergin İNAN,Sami Yetik, Bir Ressamımız
ZA Japonya’da 1100 yıllarında ortaya çıkan tüccar Loncalarına verilen ad
ZAAF İrade zayıflığı
ZAAF İştenç zayıflığı
ZABT Sıkı tutmak
ZAC Kara boya
ZAÇ Kükürtle demir birleşimlerinden biri
ZADEGAN Aristokrasi
ZADEGAN Soylular, aristokrasi
ZAFERE Göze inen perde
ZAGON Kanun, nizam
ZAĞ Bilenmiş kesici bir aracın yüzünde kalan ve bileyi taşıyla giderilen metal çapağı, kıl ağı
ZAĞ Kılağı
ZAĞANOS-BALABAN-TARLAN Bir cins doğan
ZAĞAR-SETER-TERİYE Bir av köpeği cinsi
ZAHİR Dış yüz, görünüş
ZAHİRE Gerektiği zaman kullanılmak için saklanan tahıl
ZAHİT Dinin emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınan (daha&helliip;)
XANADU İnek ya da keçi sütünden yapılan, orta yumuşaklıkta, orta yağlı bir Yunan peyniri
XE Ksenon
XENOFOBİ Yabancı korkusu
Y İtriyum
ya Şaşma ünlemi
YAARNIK Çocuk önlüğü
YABRAK Kat kat ayrılabilen şeylerde kat
YABUNE Eski bir ev tanrısı
YAFA Kalın kabuklu, çekirdekli ve oval bir portakal türü
yafta, etiket Fiyat gösteren kağıt
YAĞCIBEDİR Balıkesir’in Sındırgı ve Bigadiç yörelerindeki dağ köylerinde geleneksel el aaagahlarında dokunan yün halı
YAĞI-ADU Düşman
YAHNİ Soğanlı et yemeği
YAHUDA İsa Peygamberi ele vermesiyle tanınan Yahudi
YAK Tibet öküzü
yak Tibet sığırı
yaka Kıyı, kenar (daha&helliip;)
W Tungsten
WA Nijerya
WADORYU Dünya Karete Federasyonunun tanıdığı dört karete sitilinden biri
WAFA Filistin Haber Ajansı
WASHİNGTON COLUMBİA
WATONAİ-COMET Akvaryum balıkları
WBC Dünya Boks Konseyi
WCL Dünya İç İşleri Konfederasyonu (daha&helliip;)
V Vanadyum
VAALS Hollanda’da bir dağ
VAALS Hollanda’nın en yüksek noktası, dağı
VACUNA Sabineliler’in tarım tanrıçası
VAFTİZ Hıristiyanlıkta, ilk günahı silmek ve Hıristiyanlaştırmak amacıyla yapılan kutsal işlem
VAGİTANOS Çocukların bağırmalarını ve ağlamalarını idare eden tanrı
VAGNER Türkiye’de yaşayan ortalam boyu 90cm. Olan zehirli bir yılan
VAGONET Küçük vagon
VAHDANİYET Tanrı birliği
VAHİM Çok tehlikeli
VAKANA Kırlarda, istrahat edenleri koruyan tanrı
VAKANÜVİS Tarih yazarlarına verilen isim
VAKANÜVİS Zamanın olaylarını saptamakla görevli kişi
vakar Ağırbaşlılık
VAKAR-VAK Ağırbaşlılık
VAKETA Ayakkabı yapımında kullanılan buzağı derisi
VAKETA Bir tür ince meşin
vaketa İnce meşin (daha&helliip;)
ÜCRA Çok uçta bulunan
ÜCRA Uzakta olan
ÜÇAYAK Bir alay çeşidi
üçetek Bir giysi (kadın)
ÜÇETEK Şalvarın üstüne giyilen ve önde uzun iki parçası olan bir giysi
ÜDEBA Yazarlar, edipler
ÜĞÜM Sık çalı kümesi, fundalık
ÜLEŞ-BEHRE Pay, hisse
ÜLFET Alışma, kaynaşma (daha&helliip;)
U Uranyum
UAKARİ Güney Amerika’a yaşayan, orta boylu, kısa kuyrukulu, parlak kırmızı yüzlü bir maymun türü
UAKARİ Güney Amerika’da yaşayan, orta boylu, kısa kuyruklu, parlak kırmızı yüzlü bir maymun
UAKARİ Vatanı Güney Amerika olan, kırmızı yüzlü bir maymun türü
UAR Birleşik Arap Cumhuriyeti
UAS Tanrıların asaları
UB Küçük bir davul
UBAK Avrupa Ulaştırma Bakanları Şurası
UBER Badmington sporunda, Bayanlar Dünya Şampiyonasını temsil eden kupa
UBUDİYET Kölelik, kulluk
UBV Yıldızların tayf tiplerine göre sınıflandırılması sistemi
UCA Bir yengeç türü
uca Kalça kemiği
uca Kuyruksokumu kemiği
UCM Uluslararası Ceza Mahkemesi
UCMAN BAE’ni oluşturan emirliklerin en küçüğü
UCR Radikal Yurttaşlık Birliği
uç Sınır boyu
UÇANTOP Voleybol
UÇİMURA KANZO Japon edebiyat ve düşünce yaşamını derinden etkileyen ilahiyatçı ve eleştirmen(1861-1930)
UÇKUN Ateşten fırlayan ve etrafa saçılan kıvılcım
UÇKUR Şalvar bağı
UÇKURLUK Bir sancağın direk veya rüzgar üstü tarafındaki yakasındaki takviye edilmesi için geçirilen beyaz renkli şerit (daha&helliip;)
ŞAB Kızıl Deniz’dejn çıkarılan dallı budaklı taşlar
ŞABAŞ Düğünde oyundan sonra davulcunun topladığı para
ŞABEZE Hokkabazlık,el çabukluğu
ŞABLON Kesme veya oyma kalıbı
şad Sevinçli
ŞAFUL Bal konulan ufak tekne
ŞAHİDE Mezar taşı
ŞAHİKA Zirve, doruk
ŞAHİN Avrupa ve Asya’nn ormanlık ve çalılık yerlerinde yaşayan yırtıcı bir kuş
ŞAHMERDAN Çok ağır bir çeşit tokmak
şahmerdan Tokmak yada çekicin ağırı
ŞAHTERE Tarla ve yol kenarlarında yetişen, çiçekleri hekimlikte kullanılan bir bitki
ŞAİBE Kir, leke
ŞAK Yarı çatlak (daha&helliip;)
S İsveç
S Kükürt
SA,ZA Güney Afrika
sabit, statik Durağan
SABO Birçok Avrupa ülkesinde giyilen tahta ayakkabı
SABUNİYE Bir tür nişasta helvası
SAC Demir levha
SACRAMENTO CALİFORNİA
SADAKA Dilenciye verilen para
SADAKARİ Altın ve gümüş kuyumculuğu
SADEKARİ Ayrıca değerli taşlarla süslü olmayan altın veya gümüşten yapılmış kuyumculuk işleri
SADIR Biber, patlıcan, dometes gibi sebsezelerin fidelerine verilen ad
SADİZM Başkalarına acı vermekten cinsel haz duyma
SADR Bir beyitte birinci mısranın ilk parçası ile nesirde cümlenin ilk parçası
sağ Esen
SAĞAN Böcek yiyen bir tür kuş (daha&helliip;)
öbek Grup
ÖBEZE Tandırın içinde bulunan ve ateşin yanmasını kolaylaştıran piramit biçimindeki toprak sütün
ÖCÜR Lades
ÖD Karaciğerin salgıladığı acı su
ÖD Yanarken güzel koktuğu için tütsü olarak kullanılan bir ağaç
ÖD Yanarken güzel koku veren bir ağaç
ÖDEM Vücutta anormal miktarda su toplanması
ÖDYOMETRE Kimyasal tepkimelerde gazların oylum değişmelerini ölçmeye yarayan aygıt
ÖGE Çok akıllı, yaşlı kimse
ÖGLENA Tatlı sularda yaşayan, kamçı biçimindeki uzantısı ile devinen, mekik biçimindeki birgözeli
ÖĞEÇ Üç yaşındaki koyun
ÖĞÜR-AKRAN Yaşça yakın, boydaş, yaşıt
ÖHÜM Küsmek
ÖKÇEÇENE Boru anahtarının kola bağlı olan, setleri dışa dönük, hareketsiz çenesi
ÖKE Dahi
ÖKSE Kuş tutmakta kullanılan,aynı adlı macunla bulanmış değnek
ÖKÜLTİZM Doğanın bilgisine büyüsel işlemlerle varılabileceği inancı
ÖLBE Anadolunun kimi yörelerinde kullanılan süt, yoğurt koymaya yarayan tahta kova
ÖLBE Süt yoğurt koymaya yarayan tahta kova
ÖLET Öldürücü hastalık salgını
ÖLGÜN Olgunlaşmış ekime hazır toprak
ÖLLÜK Elenmiş killi toprak
ÖLÜ Bulgur değirmeninde çekildikten sonra gerieye kalan iri taneler
ölüdeniz Fethiye’de lagün
ÖMEL Küçük çukur
Ömer Dört halifenin İkincisi
Ömerli İstanbul’da bir baraj
ÖNBEL Üvendirenin çivisi (daha&helliip;)
O Oksijen
OAS Amerika Devletleri Örgütü
OAS Amerikan Devlet Örgütü
OATUU Afrika İşçi Sendikaları Birliği Örgütü
OAU Afrika Birliği Örgütü
OB Hint okyanusunda denizaltı dağı
OBA Antalya yöresinde, deniz kıyısındaki tahta kulübelere verilen ad
OBA Bölmeli göçebe çadırı
OBA Kamp yeri
OBAÇANA Komşuya çok giden kişi
OBAN-OMAN Değirmenin su borusu
OBAŞ Gün doğmadan sabaha karşı olan zaman (daha&helliip;)
N Azot
N Norveç
na Olumsuzluk belirten önek
NA Sodyum
NAAN Hindistan’da yapılan bir tür pide
NAAN Kuzey Hindistan’da ”Tandoori” fırınlarında pişirilen yemek çeşidi
NAAT Kaside
NAB Azı dişi
NAB Berrak, duru
NAB Saf,arı, katıksız anlamında sözcük
NABEKAR Haylaz, serseri
NABİGA Soyunda şair bulunmayan eğitimsiz şair (daha&helliip;)
LA : Lantan
LA : Lantanyum
laakal : Asgari, en az
LAB : Yırtıcı martı
LABA : Antalya yöresine özgü, kaburga kemiği ve pirinçle yapılan bir yemek
LABA : Davarın lezzetli olan boyun eti
labada : Efelek
LABADA : Yaprakları sebze olarak yenen bir bitki
LABİL-MÜTEREDDİT : Kararsız, çabuk değişen
LABNE : Hiç tuzu olmayan yumuşak krem peynir (daha&helliip;)