=romen(SütunSatır)
| Formül | ||
| Sütun A | Sütun B | |
| Satır 1 | 1 | =romen(a1) |
| Satır 2 | 2 | =romen(a2) |
| Formül Sonucu | ||
| Sütun A | Sütun B | |
| Satır 1 | 1 | I |
| Satır 2 | 2 | II |
| Satır 3 | 50 | L |
| Satır 4 | 90 | XC |
| Satır 5 | 100 | C |
| Satır 6 | 250 | CCL |
| Satır 7 | 500 | D |
| Satır 8 | 1000 | M |
=romen(SütunSatır)
| Formül | ||
| Sütun A | Sütun B | |
| Satır 1 | 1 | =romen(a1) |
| Satır 2 | 2 | =romen(a2) |
| Formül Sonucu | ||
| Sütun A | Sütun B | |
| Satır 1 | 1 | I |
| Satır 2 | 2 | II |
| Satır 3 | 50 | L |
| Satır 4 | 90 | XC |
| Satır 5 | 100 | C |
| Satır 6 | 250 | CCL |
| Satır 7 | 500 | D |
| Satır 8 | 1000 | M |
Yer Sağlayıcı nedir?
İnternete açık hizmet ve içerikleri barındıran sistemleri sağlayan/işleten gerçek veya tüzel kişiler yer sağlayıcıdır.
Erişim Sağlayıcı (İnternet Servis Sağlayıcı) nedir?
Erişim Sağlayıcı (İnternet Servis Sağlayıcı), kurduğu kablolu/kablosuz sistemler, dial-up, ADSL, ethernet vb. teknolojilerle internete erişim olanağı sağlayan gerçek veya tüzel kişilerdir.
Kaynak: http://www.tib.gov.tr/node/28
IP Protokolü Nedir ?
IP “İnternet Protokolü-Internet Protocol” baş harfleridir. Ayrı Ağlardaki bilgisayarları bağlamak amacıyla 1970’lerde tasarlanmıştı. O zamandan beri, ayrılmış yerel ağları birbirlerine bağlamak için kullanılmaktadır. Protokole ismini veren ve daha sonrada dünya çapında bir bilgi ağı olan internet sadece “inter network” yani ağlar arası bağlantı anlamına gelir. Bu protokol başlangıçta sadece askeri kullanımlar içindi fakat zamanla üniversitelerdeki bilgisayarlar kullanıcıları ve girişimciler de eklendi.
Internet, dünya çapında bilgi ağı olarak, IP protokolünün gerçekçi uygulamasının bir sonucudur., yani dünyada mevcut olan tüm bilgi ağlarının birbilerine bağlı olmasının sonucudur.
IP Adres Nedir ?
IP adres, IP ağına bağlanan her bir cihaza uygulanan bir belirleyici kimliktir. Bu şekilde ağdaki farklı unsurların ( sunucu, yönlendirici, kişisel bilgisayarlar vb. ) tanımlayıcı olarak kendi IP adreslerini kullanarak kendi aralarında haberleşirler.
Şimdilerde kullanılan, IP protokolü sürüm 4, 4 adet 8 bitlik sayıdan yani toplam 32 bitten oluşur. 8 bit sayı 0 ile 255 arasında değer alabilir. Bu 4 adet 8 bitlik sayı grubları noktalar ile birbirlerinden ayrılırlar .Örneğin 155.54.210.63 (daha&helliip;)
Dünya üzerinde yer alan bazı madenler, tarihsel süreç içerisinde insanoğlu için oldukça önemli ve de hayatsal roller oynamıştır. Bu madenler birisi de demir madenidir. Demir, insanoğlu için geçmiş zamanlarda silah yapımında kullanılarak özellikle avcılıkta kullanılmıştır. Daha sonra savaşlarda kullanılmak üzere çeşitli silahlar geliştirilmek için kullanılan demir, medeniyet açısından bakıldığında ise en önemli rollerinden birini özellikle sanayi devriminde kazanmıştır. (daha&helliip;)
Anadolu’da yaygın olarak kullanılan geleneksel halk takviminde yıl, ”kasım günleri” ve ”Hızır günleri” olarak kış ve yaz diye ikiye bölünüyor. Kasım günleri, miladi takvime göre 8 Kasım’da başlıyor ve 179 gün sonra 5 Mayıs’ta sona eriyor. Kasım günleri, 4 yılda bir şubat ayı 29 çektiği zaman 180 gün oluyor. Hızır günleri ise 6 Mayıs’ta başlıyor ve 7 Kasım’a kadar 186 gün sürüyor. Cemrelerin düşmesi, Kasım günlerinden Hızır günlerine, başka bir ifadeyle kıştan bahara geçişin sembolleri olarak gösteriliyor.
CEMRE DÜŞMESİ NEDİR?
Arapça kökenli bir kelime olan “cemre”‘nin sözlük anlamı kor yani ateştir. Halk arasında ise sıcaklığın artması olarak bilinir. Cemrenin ilkbahar başlamadan hemen önce 7 gün arayla havaya, suya ve toprağa sırasıyla düştüğüne inanılır. Bu düşen cemreler sayesinde hava, su ve toprak ısınır.
Halk arasında cemre düşmesiyle birlikte Hıdırellez ve nevruz kutlamaları başlamaktadır. Cemre düşmesi Türk kültüründe de önemli bir yere sahiptir. Kültür ve edebiyat alanında kendine yer bulmuştur. Osmanlı zamanında Divan şairleri cemre zamanlarında önemli kişilere övgü şiirleri yazarlardı. Bu şiirlere ‘cemreviye’ denilmektedir.
Siroz nedir?
Siroz sözcüğü antik Yunanca’da portakal sarısı anlamına gelen “scirrhus” sözcüğünden türetilmekle beraber ilk defa 1826 yılında Rene Laennec tarafından kullanılmıştır. Bu hastalık karaciğerin irileşmesi veya küçülmesi sonucu meydana gelen tehlikeli bir rahatsızlık türüdür. Türkiye’de sirozun en temel nedenlerinden ikisi viral hepatit enfeksiyonları ve alkol kullanımıdır.
Siroz hastalığının sebepleri nelerdir? (daha&helliip;)
Cüzzam Hastalığı Nedir? Nasıl Bulaşır? Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Halk arasında Cüzzam adıyla da bilinen Lepra veya Hansen hastalığı, Mycobacterium leprae tarafından oluşturulan, başta deri ve sinir sistemi olmak üzere, tüm organ ve sistemleri etkileyebilen, bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığıdır. Tarih boyunca bu hastalığı taşıyan kişiler toplum dışına itilmiştir. Günümüzde ise dünyanın geri kalmış ülkelerinde, açlık, yoksulluk, yaşam ve temizlik koşullarının kötülüğü, sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamama, iyi beslenememe, aşırı üreme, iç savaşlar ve sürekli göçler gibi nedenlerle cüzzam (Lepra) hastalığı tamamen yok olmuş değildir. (daha&helliip;)
1. Asbest Nedir?
Asbest, tabiatta doğal olarak bulunan ve lifsi (iğsi) yapıda olan bir mineral grubuna verilen ortak isimdir. Asbest grubunda yer alan minerallerin temel ortak özelliği lifsi yapıda olmalarıdır.
Lifsi minerallerin boy : en oranı 3’ten fazladır. Yani boyları enlerinden en az 3 misli veya daha fazla uzundur. Asbest mineralleri bu lifsi yapısal özellikleri nedeniyle “fibröz mineraller” olarak da anılırlar. Mineraller bu yapı sayesinde ısı, sürtünme ve baskıya yani strese dayanıklıdırlar, lifsi yapıları onlara mükemmel bir yalıtım yeteneği verir. Bu özellikleri sayesinde asbest endüstride, yaklaşık 3.000 iş kolunda yaygın kullanım alanı bulmuştur. Asbest, yeryüzünün toprak örtüsünde doğal olarak bulunur. Yerkabuğunu oluşturan kayaların yapısında da değişen oranlarda asbest mineralleri vardır. Özellikle volkanik aktivitenin yüksek olduğu alanlarda, asbest, yer yer yoğun birikimler halinde yeryüzü örtüsünde bulunur (daha&helliip;)
Kelime anlamı olarak kanser, bir organ veya dokudaki hücrelerin düzensiz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urlara denir. Genel anlamda ise kanser vücudumuzun çeşitli bölgelerindeki hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile oluşan 100’den fazla hastalık grubudur. Çok çeşitli kanser tipleri olmasına rağmen, hepsi anormal hücrelerin kontrol dışı çoğalması ile başlar. Tedavi edilmez ise ciddi rahatsızlıklara, hatta ölüme dahi neden olabilir.
Kanser (cancer) terimi, tıbbın babası olarak bilinen Yunan fizikçi Hippocrates (MÖ 460-370) tarafından oluşturulmuştur. Hippocrates carcinos ve carcinoma terimlerini ülser oluşturan ve ülser oluşturmayan tümörler için kullanmıştır.
Karaciğer kanserlerine tüm kanserler içinde daha az rastlanır. Batı toplumlarında daha nadir rastlanan bir tümördür ve özellikle hepatit B infeksiyonunun yaygın olduğu Güneydoğu Asya ve Güney Afrika’da görülür. Karaciğer kanserleri çoğunlukla hepatosit adı verilen karaciğer hücrelerinden köken alırlar. Bu nedenle, karaciğer kanserlerinin %85-90’ına hepatosellüler kanser adı verilir.
KPSS (KAMU PERSONELI SEÇME SINAVI)
KPSS, kamu kurumlarında görev alacak personeli belirlemek amacıyla yapılan bir dizi sınavın genel adıdır. Bu sınav, genel yetenek, genel kültür ve yabancı dil, eğitim bilimleri, hukuk, iktisat, işletme, maliye, muhasebe, çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri, ekonometri, istatistik, kamu yönetimi ve uluslararası ilişkiler’ den oluşmaktadır. Müracaat edilen alana göre bu sınavlardan bir kısmına girmek gerekmektedir. Genel kültür ve genel yetenek sınavlarına ise herkes girmek zorundadır.
KPSS’YE HANGİ OKUL MEZUNLARI GİREBİLİR?
KPSS’ye Lise ve Dengi okul mezunları, Ön Lisans-Lisans ve Yüksek Lisans Mezunları girebilir.
ABASO …: Alt ve asagi [Abaso Gabya yelkeni]
ABLI …: Seren ve bumba cundalarindan asagi iki tarafa inen halatlar
ABORDA …: Bir teknenin digerine veya bir iskeleye yanasmasi
ABOSA …: Bosayi tut veya geçici olarak durdur, bosaya vurmak
ABRAMAK …: Kontrol altina almak, komutasi altinda tutmak, üstünden gelmek
AÇIKTA EYLENMEK …: Bir teknenin sahilden veya iskeleden yada limandan açikta beklemesi
ADMIRALTI DEMIRI …: Çiposu kollarina dik ve hareketli eski sistem bir demir cinsi
AGANTA …: Zincir veya halatin kisa bir zaman süresi için elde tutulup birakilmamasi [Aganta iskota, aganta borina borinata]
AGIZ KUSAGI …: Armuz kaplamanin en üst sirasi [bindirme kaplamanin da]
ALABANDA …: Bordanin iç kismi veya dümenin 35° ye kadar basilmasi
ALABURA …: Altüst olma, teknenin ters çevrilmesi
ALAMA KÜREK …: Hep birlikte kürek çekerken çekmeyi durdurmak için verilen komut
ALAMATRA …: Karadeniz’de imal edilen balikçi teknesi. (daha&helliip;)
za’f : zayıflık, zaaf.
za’f gelmek zayıflamak.
za’ferân : safran.
za’fî : zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili.
za’fiyyet : zayıflık, zafiyet.
zâbıta : güvenlik görevlisi.
zâbih : boğazlayan.
zâbit : subay.
zâbitân : subaylar.
zabt : 1 .tutma. 2.ele geçirme. 3.kavrama.
zabt edilmek ele geçirilmek.
zabt etmek ele geçirmek.
zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü.
zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü.
zabtiyye : güvenlik güçleri, polis, jandarma.
zabtnâme : tutanak, zabıt yazısı.
zabtürabt : disiplin.
zâc : göztaşı.
zâd : azık.
zâd : 1 .doğmuş. 2.doğum. (daha&helliip;)
yâ : ey.
yâb : bulan.
yâbis : kuru.
yâd : 1 .hatırlama. 2.gönül, hatır. 3.anı, hatıra.
yâd edilmek anılmak, hatırlanmak.
yâd etmek anmak, hatırlamak.
yâdgâr : 1 .anı. 2.hatıra.
yadigâr bk. yâdgâr.
yağmâ : talan, çapul.
yağma eylemek talan etmek, yağmalamak.
yağmâger : yağmacı.
yah : buz.
yahbeste : buzlanmış, donmuş.
yâhud : yahut.
yâis : umutsuz.
yakaza : uyanıklık.
yakîn : kesin bilgi.
yakînen : kesin olarak.
yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
yaklaşması.
yâkût : 1.yakut. 2.dudak.
yakzân : uyanık.
yâl : 1 .yele. 2.boyun.
yâleyte : keşke.
(daha&helliip;)
va’d : vaat.
va’d edilmek vaat edilmek.
va’d etmek vaat etmek.
va’z : vaaz, dinî öğüt.
vâbeste : bağlı.
vâbestegân : bağlılar.
vâcib : gerekli.
vâcib olmak gerekmek.
vâcibât : gerekenler, yapılması gerekli olanlar.
vâcibe : gereken, yapılması gerekli olan.
vâcibülîfâ : yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken.
vâcibülvücûd : Tanrı.
vâcid : 1.Tanrı. 2.meydana getiren.
vâdî : 1.vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan.
vâfir : bol.
vâh : vah, yazık.
vâha : vaha, çöl ortasındaki yeşil alan.
vahâmet : korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum.
vâhasretâ : eyvahlar olsun.
vâhayfâ : yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah.
vahdânî : Tanrı’nın birliği ile ilgili.
vahdâniyyet : Tanrı’nın tekliği.
vahdet : 1.teklik. 2.birlik, beraberlik. (daha&helliip;)
übbehet : ululuk.
übüvvet : babalık.
ücret : hizmet karşılığında verilen para.
ücûr : ücretler.
ücûrât : ücretler.
üdebâ : edipler.
üf’ûle : .görev, fonksiyon.
üf’ûlevî : görevle ilgili, fonksiyonel.
üftâde : 1 .düşmüş. 2.düşkün. 3.aşık. 4.zavallı.
üftâdegân : 1.düşmüşler. 2.düşkünler. 3.aşıklar. 4.zavallılar.
üftânühîzân :. düşe kalka.
üfûl : 1.batış. 2.ölüm.
ükül : 1 .meyva. 2.azık. 3.zeka.
ülfet : 1.dostluk. 2.kaynaşma. 3.görüşme, konuşma.
ülfet etmek 1.dostluk kurmak. 2.kaynaşmak, alışmak. 3.görüşmek, konuşmak.
ümem : ümmetler.
ümenâ : güvenilir kişiler.
ümerâ : emirler. (daha&helliip;)
u’cûbe : acayip, şaşılacak şey.
ubûdiyyet : kulluk.
ubûr : geçiş.
ucb : kendini beğenme.
ucu arasındaki uzaklık.
ûd : 1 .öd ağacı. 2.ud.
ûdî : ud sanatçısı.
udûl : vazgeçme.
udûl etmek vazgeçmek.
ufuk : ufuk.
ufûnet : 1.yangı. 2.kötü koku.
uhde : sorumluluk.
uhrâ : başka, diğer.
uhrevî : ahiret ile ilgili.
uht : kızkardeş.
uhuvvet : kardeşlik.
ukâb : kartal.
ukalâ : akıl sahipleri.
ukbâ : ahiret.
ukde : 1.düğüm. 2.gönül üzüntüsü. 3.sorun. (daha&helliip;)
tâ : 1 .kat. 2.büklüm. 3.tane.
tâ : kadar.
ta’biye : 1.yerine koyma. 2.kurulu düzen.
ta’biyetülceyş : strateji.
ta’cîl : acele ettirme.
ta’dâd : 1.sayma. 2.sayım. 3.sayı.
ta’dâd etmek 1.saymak. 2.değerlendirmek, kabul etmek.
ta’dîl : 1.değiştirme. 2.doğrulama.
ta’dîlat : değiştirmeler, değişiklik.
ta’dilât yapmak değişiklik yapmak.
ta’dîlen : değiştirilerek, değişiklik yapılarak.
ta’kîb : takip, ardına düşme.
ta’kîbât : kovuşturma.
ta’kîbat yapmak kovuşturmak.
ta’kîben : takip ederek, ardına düşerek.
ta’lîk : 1.askıya alma. erteleme.
ta’lîk edilmek asılmak, iliştirilmek, tutturulmak.
ta’lîl : 1.sebep gösterme. 2.tümdengelim.
ta’lîm : 1.öğretme. 2.öğrenme. 3.meşk. 4.idman, egzersiz. (daha&helliip;)
şa’r : kıl.
şa’riyye : şehriye.
şa’şa’a : 1.gösteriş. 2.parlaklık.
şa’şa’adâr : 1. .gösterişli. 2.parlak.
şâd : sevinçli.
şâd etmek sevindirmek, mutlu etmek.
şâd olmak sevinmek, mutlu olmak.
şâdân : sevinçli.
şâdî : sevinç.
şâdmân : sevinçli.
şâdmânî : sevinç.
şâdurvan : şadırvan.
şafak : güneşin doğacağı sıradaki aydınlık.
şâfi’ : şefaatçi.
şâgird : 1.öğrenci. 2.çırak.
şâgirdân : 1.öğrenciler. 2.çıraklar.
şâh : 1 .dal. 2.boynuz.
şâh : 1 .padişah. 2.ıran şahı. (daha&helliip;)
sâ’î : çalışan, gayret eden.
sâ’î olmak çalışmak, gayret etmek.
sa’leb : tilki.
sa’y : çalışma, çaba gösterme.
saâdet : mutluluk.
saâdetbahş :mutluluk veren.
saâdetmend : mutlu, bahtiyar.
sabâ : 1 .meltem, gündoğusunden esen yel. 2.sabâ makamı.
sabâvet : çocukluk.
sâbık : 1.eski. 2.bir önceki.
sâbıka : 1.geçmişte kalan suç. 2.bir insanın geçmişteki hali.
sâbıküzzikr : anılan, zikredilen.
sabır : dayanma, kendini tutma.
sabî : 1 .bebek. 2.küçük çocuk.
sâbi’ : yedinci.
sâbi’an : yedincisi, yedinci olarak.
sâbi’î : yıldıza tapan.
sâbir : sabırlı.
sâbit : 1.kanıtlanmış. 2.yerinde duran.
sabr : sabır.
sabûh : sabah içilen şarap.
sabun : sabun. (daha&helliip;)
ra’d : gökgürültüsü.
ra’nâ : güzel, hoş.
ra’şe : titreme.
ra’şe vermek titretmek.
ra’şedâr :titrek, titreyen.
rabb : 1 .Tanrı, Allah. 2.efendi.
rabbânî : 1.tanrısal, ilahî. 2.Tanrı’dan başka bir şey düşünmeyen.
rabbî : Tanrım.
râbıta : 1.bağ, ilişki, temas. 2.sıra, düzen.
râbıtadar :bağlantılı, ilintili.
râbi : dördüncü.
râbian : dördüncüsü.
rabt : bağlama.
rabt edilmek bağlanmak, tutturulmak. (daha&helliip;)
pâ : ayak.
pâbend : ayak bağı.
pâbercâ : yerinde, duran, ayakta duran.
pâberikâb : gitmek üzere, hareket etmek üzere.
pâbeste : ayağı bağlı.
pâbirehne : yalınayak.
pâbûsî : ayak öpme.
pâcâme : pijama.
pâçe : paça.
pâdşâh : padişah.
pâdşâhî : padişahlık.
pâdzehr : panzehir.
paha : değer, kıymet.
pâk : temiz.
pâkbâz : 1 .fedai. 2.canını hiçe sayan aşık.
pâkdâmen : iffetli.
pâkîze : temiz.
paklanmak temizlenmek.
pâlân : semer, palan.
pâlânduz : semerci. (daha&helliip;)
ölüm gecesi.
ömr : ömür.
örf : gelenek, âdet.
örfen : geleneğe göre.
örfî : geleneksel.
örfî idare sıkıyönetim.
örfiyyât : gelenekle ilgili şeyler.
öşr : 1 .onda bir. 2.öşür vergisi.
özr : 1 .özür. 2.bahane. 3.engel.
özrhâh : özür dileyen.
nâ : olumsuzluk eki.
na’l : nal.
na’lbend : nalbant.
na’lbur : nalbur.
na’lçe : nalça.
na’nâ’ : nane.
na’re : nara, haykırma.
na’ş : naaş, cenaze.
na’t : 1 .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
nââşnâ : yabancı.
naat : 1 .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
nâb : saf, halis, katışıksız.
nâbecâ : yersiz.
nâbehre : 1 .nasipsiz. 2.soysuz.
nâbekâr : 1 .hayırsız. 2.işe yaramaz.
nâbîna : kör.
nâbûd : 1.yok. 2.yokluk. 3.perişan.
nabz : nabız.
nabzgîr :nabza göre şerbet veren. (daha&helliip;)
lâ : 1 .hayır. 2.yoktur.
la’l : 1 .al. 2.lal taşı. 3.kırmızı dudak.
lâakal : en azından, hiç olmazsa.
lâbe : yalvarma.
lâbis : giyen.
lâbis olmak giymek.
lâbüd : gerekli, lazım.
lâcerem : kuşkusuz.
lâcverd : lacivert.
lâdînî : laik, din dışı.
lâf : söz.
lafazan : geveze.
lafız : söz.
lâfügüzâf : . boş söz, zırva. (daha&helliip;)
ka’b : 1 .aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp.
ka’r : 1 .derinlik. 2.çukur. 3.dip.
kabâ : cübbe.
kabahat : suç, kusur.
kabâih : suçlular, kabahatliler.
kabâil : kâbileler.
kabîh : çirkin, hoş olmayan.
kâbil : 1.mümkün. 2.yetenekli.
kabîl : gibi, benzeri.
kâbil olmak mümkün olmak, elvermek.
kabîle : boy, kâbile.
kâbile : ebe.
kâbil-i kıyas kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir.
kâbiliyet : yetenek.
kâbiliyyât : yetenekler. (daha&helliip;)
jâj : anlamsız söz, zırva.
jâjhây : boşboğaz, zevzek.
jâle : çiy, şebnem.
jeng : pas.
jengâr : pas.
jerf : derin.
jerfâ : derinlik.
jerfbîn : ayrıntılı düşünen, dikkatli.
jinde : 1.yırtık, eski. 2.yamalı hırka.
jindepûş : 1. .yamalı hırka giyen. 2.derviş.
jiyân : 1.kükremiş. 2.kızgın.
jülîde : dağınık, karışık.
i’câz : 1.aciz bırakma. 2.şaşırtma.
i’dâdî : lise.
i’dâm : yok etme, öldürme.
i’lâ : yükseltme, yüceltme.
i’lâ edilmek yükseltilmek, yüceltilmek.
i’lâm : bildirme.
i’lâm edilmek bildirilmek.
i’lân : ilan.
i’mâl : yapma, işleme.
i’mâr : bayındırlaştırma, mamûr etme.
i’râz : 1.yüz çevirme. 2.uzak durma.
i’tâ : 1.verme. 2.verilme. 3.ödeme. 4.ödenme.
i’tâ edilmek 1.verilmek. 2.ödenmek.
i’tâ etmek 1.vermek. 2.ödemek.
i’tâ olunmak verilmek.
i’tâk : âzâd etme, özgür bırakma.
i’tikâf : bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama. (daha&helliip;)
ıhlamur : ıhlamur.
ık’âd : oturtma.
ıkd : 1 .dizi. 2.kolye, gerdanlık.
ıklîm : iklim.
ıktıdâ : uyma.
ırdâ : emzirme, süt verme.
ırk : 1 .soy, ırk. 2.damar. 3.kök.
ırk -ı ahmer kızılderili ırkı.
ırk -ı ebyaz beyaz ırk.
ırken : ırk bakımından.
ırkî : ırk ile ilgili.
ırz : namus, iffet.
ırzâ : emzirme, süt verme. (daha&helliip;)
h 1.. . . Osmanlı alfabesinin sekizinci harfi. 2.Ebced alfabesine göre sayısal
hâ : çiğneyen.
hâ : çoğul eki: -ler, -lar.
hâb : 1.uyku. 2.rüya.
habâb : hava kabarcığı.
habâbe : hava kabarcığı.
habâis : kötülükler.
hâbâlûd : uykulu.
hâbâlûde : uykulu.
habâset : kötülük, alçaklık.
habb : 1 .çekirdek, tohum. 2.hap.
habbât : 1.hava kabarcıkları. 2.haplar.
habbâz : ekmekçi.
habbe : taneler.
habbe-i hadrâ çitlembik.
habbe-i sevdâ çörekotu.
habbezâ : ne güzel.
habbülbülûğ : ergenlik sivilcesi.
hâbcâme : 1 .gecelik. 2.pijama.
haber : haber.
haberdar : haberli. (daha&helliip;)
gabâvet : bönlük, dangalaklık, kalınkafalılık.
gabî : bön, dangalak, kalınkafalı.
gabn : kazıklama, alışverişte aldatma.
gaddâr : zalim, acımasız.
gadr : haksızlık, zulüm.
gaffâr : bağışlayıcı Tanrı.
gâfil : habersiz.
gaflet : habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık.
gafleten : dalgınlıkla.
gafûr : bağışlayıcı.
gâh : 1 .kâh. 2.yer ve zaman bildiren kelimeler türetir.
gâhî : kimi zaman, bazen, arasıra.
gâhvâre : beşik.
gâib : bulunmayan, ortada görünmeyen, kayıp.
gâile : 1.uğraşı, telaş, meşakkat. 2.savaş.
gâita : dışkı.
galat : yanlış.
galebe : 1.baskın çıkma, ağır basma. 2.kalabalık.
galeyân : kaynama.
gâlib : 1.ağır basan. 2.galip.
gâliba : sanırım, belki.
gâlibiyyet : zafer, ağır basma, yenme. (daha&helliip;)
fa’âl : hareketli, çalışkan.
fa’âliyyet : hareketlilik, çalışma.
fâcia : 1.acıklı olay. 2.felaket. 3.dram.
fâciât : 1 .acıklı olaylar, facialar. 2.felaketler.
fâcir : 1.günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.
fağfur : Çin imparatoru.
fağfûrî : çini.
fahâmet : 1.yücelik, ululuk. 2.kıymet.
fahhâr : övüngen.
fâhir : 1.değerli. 2.şerefli, onurlu.
fâhiş : 1.aşırı. 2.büyük. çirkin, kötü.
fâhişe : fuhuş yapan kadın.
fâhişehane :genelev.
fahr : övünç, kıvanç.
fahrî : 1.onursal. 2.ücret almadan, kendi isteğiyle
fahşâ : fuhuş.
fâhte : güvercin, yaban güvercini.
fahûr : övüngen.
fâide : yarar, kazanç, fayda. (daha&helliip;)
eâcîb : şaşılası şeyler.
eamm : genelde, yaygın haliyle.
eâzım : büyükler, ileri gelenler.
eazz : çok değerli.
eb : 1 .baba. 2.ata, ced.
eb’âd : 1.boyutlar. 2.uzunluklar.
eb’ad : çok uzak.
ebâbil : kırlangıç.
ebâtil : saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler.
ebced : sayısal değer verilmiş arap alfabesi.
ebcedhân : 1.okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi,
ebdâl : derviş, abdal.
ebdân : bedenler.
ebed : sonsuz gelecek zaman.
ebeden : asla, hiçbir zaman.
ebedî : sonsuz.
ebediyyen : sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman
ebediyyet : sonsuzluk.
ebeveyn : anababa.
ebhâr : denizler.
ebhâs : bahisler, tartışmalar. (daha&helliip;)
dâ’î : 1.dua eden, duacı. 2.davet eden.
dâ’ussıla : yurdunu özleme, köyünü özleme.
dâd : 1.adalet. 2.iyilik, ihsan.
dâd : 1.verme. 2.verdi. 3.vergi.
dâdgâh : mahkeme.
dâdhâh : davacı.
dâdres : imdada koşan.
dâdû : dadı.
dâdüferyâd : . feryat figan.
dâdüsited : alışveriş.
dâfi’ : uzaklaştıran, defeden.
dâğ : 1.yara. 2.kızgın demirle vurulmuş işaret.
dağal : hile, hilehurda, alavere dalavere. (daha&helliip;)
çâbük : kıvrak, çevik, çabuk.
çâbükî : kıvraklık, çeviklik, çabukluk.
çâbükpâ : ayağına çabuk.
çâbükrev : hızlı giden.
çâbüksüvar : usta binici.
çâder : 1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
çâdernişin : göçebe, çadırda yaşayan.
çadır : 1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
çağz : kurbağa.
çâh : 1.kuyu. 2.çukur.
çâk : 1.yırtık. 2.yırtmaç.
çâk etmek yırtmak.
çâk olmak yırtılmak. (daha&helliip;)
câ : 1 .yer. 2.mevki. 3.makam.
ca’l : yapma.
ca’lî : 1.yapma, uydurma. 2.sahte.
câbecâ : yer yer.
câbir : zorlayıcı.
câdde : ana yol, cadde.
câdû : 1.büyücü. 2.cadı.
câdûger : büyücü.
câh : makam, mevki.
câhid : çalışıp çabalayan.
câhil : bilgisiz.
câhilâne : cahilce.
câiz : uygun.
câize : ödül.
câlib : ilginç, çekici.
câlib -i dikkatdikkat çekici.
câm : 1.kadeh. 2.şişe. 3.cam.
câme : giysi.
câmedân : gardrop.
câmegî : 1.giysi parası. 2.hizmetçi. (daha&helliip;)
bâ : 1 .ile. 2.sahip.
ba’de : sonra.
ba’dehu : daha sonra, ondan sonra.
ba’delmîlâd : milattan sonra, İsa’dan sonra.
ba’demâ : bundan böyle.
ba’dezin : bundan sonra, bundan böyle.
ba’s : diriliş.
ba’süba’delmevt : . ölümden sonra diriliş.
ba’zan : bazen, kimi zaman.
bâb : 1.kapı. 2.konu. 3.bölüm.
bâbâ : 1.baba. 2.ata.
bâbâyâne : babaca, babacan.
bâbûne : babuna, papatya.
bâc : 1.haraç. 2.vergi. 3.gümrük vergisi.
bâcgîr : vergi memuru.
bâd : 1.rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun.
bâdâm : badem.
bâdbân : yelken.
bâdbedest : eli boş, züğürt. (daha&helliip;)
Z.Faik İZER,Ergin İNAN,Sami Yetik, Bir Ressamımız
ZA Japonya’da 1100 yıllarında ortaya çıkan tüccar Loncalarına verilen ad
ZAAF İrade zayıflığı
ZAAF İştenç zayıflığı
ZABT Sıkı tutmak
ZAC Kara boya
ZAÇ Kükürtle demir birleşimlerinden biri
ZADEGAN Aristokrasi
ZADEGAN Soylular, aristokrasi
ZAFERE Göze inen perde
ZAGON Kanun, nizam
ZAĞ Bilenmiş kesici bir aracın yüzünde kalan ve bileyi taşıyla giderilen metal çapağı, kıl ağı
ZAĞ Kılağı
ZAĞANOS-BALABAN-TARLAN Bir cins doğan
ZAĞAR-SETER-TERİYE Bir av köpeği cinsi
ZAHİR Dış yüz, görünüş
ZAHİRE Gerektiği zaman kullanılmak için saklanan tahıl
ZAHİT Dinin emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınan (daha&helliip;)
XANADU İnek ya da keçi sütünden yapılan, orta yumuşaklıkta, orta yağlı bir Yunan peyniri
XE Ksenon
XENOFOBİ Yabancı korkusu
Y İtriyum
ya Şaşma ünlemi
YAARNIK Çocuk önlüğü
YABRAK Kat kat ayrılabilen şeylerde kat
YABUNE Eski bir ev tanrısı
YAFA Kalın kabuklu, çekirdekli ve oval bir portakal türü
yafta, etiket Fiyat gösteren kağıt
YAĞCIBEDİR Balıkesir’in Sındırgı ve Bigadiç yörelerindeki dağ köylerinde geleneksel el aaagahlarında dokunan yün halı
YAĞI-ADU Düşman
YAHNİ Soğanlı et yemeği
YAHUDA İsa Peygamberi ele vermesiyle tanınan Yahudi
YAK Tibet öküzü
yak Tibet sığırı
yaka Kıyı, kenar (daha&helliip;)
W Tungsten
WA Nijerya
WADORYU Dünya Karete Federasyonunun tanıdığı dört karete sitilinden biri
WAFA Filistin Haber Ajansı
WASHİNGTON COLUMBİA
WATONAİ-COMET Akvaryum balıkları
WBC Dünya Boks Konseyi
WCL Dünya İç İşleri Konfederasyonu (daha&helliip;)
V Vanadyum
VAALS Hollanda’da bir dağ
VAALS Hollanda’nın en yüksek noktası, dağı
VACUNA Sabineliler’in tarım tanrıçası
VAFTİZ Hıristiyanlıkta, ilk günahı silmek ve Hıristiyanlaştırmak amacıyla yapılan kutsal işlem
VAGİTANOS Çocukların bağırmalarını ve ağlamalarını idare eden tanrı
VAGNER Türkiye’de yaşayan ortalam boyu 90cm. Olan zehirli bir yılan
VAGONET Küçük vagon
VAHDANİYET Tanrı birliği
VAHİM Çok tehlikeli
VAKANA Kırlarda, istrahat edenleri koruyan tanrı
VAKANÜVİS Tarih yazarlarına verilen isim
VAKANÜVİS Zamanın olaylarını saptamakla görevli kişi
vakar Ağırbaşlılık
VAKAR-VAK Ağırbaşlılık
VAKETA Ayakkabı yapımında kullanılan buzağı derisi
VAKETA Bir tür ince meşin
vaketa İnce meşin (daha&helliip;)
ÜCRA Çok uçta bulunan
ÜCRA Uzakta olan
ÜÇAYAK Bir alay çeşidi
üçetek Bir giysi (kadın)
ÜÇETEK Şalvarın üstüne giyilen ve önde uzun iki parçası olan bir giysi
ÜDEBA Yazarlar, edipler
ÜĞÜM Sık çalı kümesi, fundalık
ÜLEŞ-BEHRE Pay, hisse
ÜLFET Alışma, kaynaşma (daha&helliip;)
U Uranyum
UAKARİ Güney Amerika’a yaşayan, orta boylu, kısa kuyrukulu, parlak kırmızı yüzlü bir maymun türü
UAKARİ Güney Amerika’da yaşayan, orta boylu, kısa kuyruklu, parlak kırmızı yüzlü bir maymun
UAKARİ Vatanı Güney Amerika olan, kırmızı yüzlü bir maymun türü
UAR Birleşik Arap Cumhuriyeti
UAS Tanrıların asaları
UB Küçük bir davul
UBAK Avrupa Ulaştırma Bakanları Şurası
UBER Badmington sporunda, Bayanlar Dünya Şampiyonasını temsil eden kupa
UBUDİYET Kölelik, kulluk
UBV Yıldızların tayf tiplerine göre sınıflandırılması sistemi
UCA Bir yengeç türü
uca Kalça kemiği
uca Kuyruksokumu kemiği
UCM Uluslararası Ceza Mahkemesi
UCMAN BAE’ni oluşturan emirliklerin en küçüğü
UCR Radikal Yurttaşlık Birliği
uç Sınır boyu
UÇANTOP Voleybol
UÇİMURA KANZO Japon edebiyat ve düşünce yaşamını derinden etkileyen ilahiyatçı ve eleştirmen(1861-1930)
UÇKUN Ateşten fırlayan ve etrafa saçılan kıvılcım
UÇKUR Şalvar bağı
UÇKURLUK Bir sancağın direk veya rüzgar üstü tarafındaki yakasındaki takviye edilmesi için geçirilen beyaz renkli şerit (daha&helliip;)
ŞAB Kızıl Deniz’dejn çıkarılan dallı budaklı taşlar
ŞABAŞ Düğünde oyundan sonra davulcunun topladığı para
ŞABEZE Hokkabazlık,el çabukluğu
ŞABLON Kesme veya oyma kalıbı
şad Sevinçli
ŞAFUL Bal konulan ufak tekne
ŞAHİDE Mezar taşı
ŞAHİKA Zirve, doruk
ŞAHİN Avrupa ve Asya’nn ormanlık ve çalılık yerlerinde yaşayan yırtıcı bir kuş
ŞAHMERDAN Çok ağır bir çeşit tokmak
şahmerdan Tokmak yada çekicin ağırı
ŞAHTERE Tarla ve yol kenarlarında yetişen, çiçekleri hekimlikte kullanılan bir bitki
ŞAİBE Kir, leke
ŞAK Yarı çatlak (daha&helliip;)
S İsveç
S Kükürt
SA,ZA Güney Afrika
sabit, statik Durağan
SABO Birçok Avrupa ülkesinde giyilen tahta ayakkabı
SABUNİYE Bir tür nişasta helvası
SAC Demir levha
SACRAMENTO CALİFORNİA
SADAKA Dilenciye verilen para
SADAKARİ Altın ve gümüş kuyumculuğu
SADEKARİ Ayrıca değerli taşlarla süslü olmayan altın veya gümüşten yapılmış kuyumculuk işleri
SADIR Biber, patlıcan, dometes gibi sebsezelerin fidelerine verilen ad
SADİZM Başkalarına acı vermekten cinsel haz duyma
SADR Bir beyitte birinci mısranın ilk parçası ile nesirde cümlenin ilk parçası
sağ Esen
SAĞAN Böcek yiyen bir tür kuş (daha&helliip;)