Bilginin Adresi

Yararlı Bilgiler

Arama Sonucu – "T"

Türkiye’nin Nüfusu – TÜİK Nüfus Sayım Sonuçları 31.12.2011

ADRESE DAYALI NÜFUS KAYIT SİSTEMİ SONUÇLARI, 31.12.2011

Türkiye’de Geleceğin Meslekleri

İşsizlik Türkiye’de en büyük sorunların başında geliyor.

Yıllarca okuyup iyi bir iş bulma hevesiyle mezun olan her 4 gençten 1’i işsiz… Şanslı olan kısımda yer alıp, iyi kötü bir iş bulan da bu kez “emeğinin karşılığını” alamamaktan şikayet ediyor.

Kazancıyla imrendiren günümüzün gözde meslekleri hangileri? Radikal gazetesinden Nuriye Doğru haberinde bu sorunun yanıtını veriyor.
(daha&helliip;)

2011 İlk KPSS Yerleştirme Sonuçları açıklandı

BASIN DUYURUSU
(11 Şubat 2011)

Bazı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kadro ve Pozisyonlarına

Yerleştirme İşlemleri (KPSS-2010/2): Yerleştirme Sonuçlarının Açıklanması

Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmelik hükümleri uyarınca, bazı kamu kurum ve kuruluşlarının kadro ve pozisyonlarına yerleştirme işlemleri tamamlanmıştır.

Yerleştirme işlemine, ortaöğretim düzeyinde 778.579 aday başvurmuş, 529 aday yerleşmiş; önlisans düzeyinde 327.793 aday başvurmuş, 1.696 aday yerleşmiş; lisans düzeyinde ise 229.552 aday başvurmuş, 4.222 aday yerleşmiştir.

Yerleştirme sonuçları 11.02.2011 günü saat 18.15’ten itibaren ÖSYM’nin  http://sonuc.osym.gov.tr internet adresinden açıklanacaktır.

Adaylar yerleştirme sonuçlarını belirtilen internet adresinden T.C. Kimlik Numaraları ve şifreleri ile öğrenebileceklerdir. Yerleştirme işlemine ait yerleştirme sonuç belgesi basılmayacak ve adayların adreslerine gönderilmeyecektir.

Adaylara duyurulur.

KPSS-2010/2 Yerleştirme Sonuçları (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [Z Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

za’f : zayıflık, zaaf.
za’f gelmek zayıflamak.
za’ferân : safran.
za’fî : zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili.
za’fiyyet : zayıflık, zafiyet.
zâbıta : güvenlik görevlisi.
zâbih : boğazlayan.
zâbit : subay.
zâbitân : subaylar.
zabt : 1 .tutma. 2.ele geçirme. 3.kavrama.
zabt edilmek ele geçirilmek.
zabt etmek ele geçirmek.
zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü.
zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü.
zabtiyye : güvenlik güçleri, polis, jandarma.
zabtnâme : tutanak, zabıt yazısı.
zabtürabt : disiplin.
zâc : göztaşı.
zâd : azık.
zâd : 1 .doğmuş. 2.doğum. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [Y Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

yâ : ey.
yâb : bulan.
yâbis : kuru.
yâd : 1 .hatırlama. 2.gönül, hatır. 3.anı, hatıra.
yâd edilmek anılmak, hatırlanmak.
yâd etmek anmak, hatırlamak.
yâdgâr : 1 .anı. 2.hatıra.
yadigâr bk. yâdgâr.
yağmâ : talan, çapul.
yağma eylemek talan etmek, yağmalamak.
yağmâger : yağmacı.
yah : buz.
yahbeste : buzlanmış, donmuş.
yâhud : yahut.
yâis : umutsuz.
yakaza : uyanıklık.
yakîn : kesin bilgi.
yakînen : kesin olarak.
yaklaşan. 3.sürgüne gönderilmiş.
yaklaşması.
yâkût : 1.yakut. 2.dudak.
yakzân : uyanık.
yâl : 1 .yele. 2.boyun.
yâleyte : keşke.
(daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [V Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

va’d : vaat.
va’d edilmek vaat edilmek.
va’d etmek vaat etmek.
va’z : vaaz, dinî öğüt.
vâbeste : bağlı.
vâbestegân : bağlılar.
vâcib : gerekli.
vâcib olmak gerekmek.
vâcibât : gerekenler, yapılması gerekli olanlar.
vâcibe : gereken, yapılması gerekli olan.
vâcibülîfâ : yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken.
vâcibülvücûd : Tanrı.
vâcid : 1.Tanrı. 2.meydana getiren.
vâdî : 1.vadi. 2.nehir yatağı. 2.saha, alan.
vâfir : bol.
vâh : vah, yazık.
vâha : vaha, çöl ortasındaki yeşil alan.
vahâmet : korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum.
vâhasretâ : eyvahlar olsun.
vâhayfâ : yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah.
vahdânî : Tanrı’nın birliği ile ilgili.
vahdâniyyet : Tanrı’nın tekliği.
vahdet : 1.teklik. 2.birlik, beraberlik. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [Ü Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

übbehet : ululuk.
übüvvet : babalık.
ücret : hizmet karşılığında verilen para.
ücûr : ücretler.
ücûrât : ücretler.
üdebâ : edipler.
üf’ûle : .görev, fonksiyon.
üf’ûlevî : görevle ilgili, fonksiyonel.
üftâde : 1 .düşmüş. 2.düşkün. 3.aşık. 4.zavallı.
üftâdegân : 1.düşmüşler. 2.düşkünler. 3.aşıklar. 4.zavallılar.
üftânühîzân :. düşe kalka.
üfûl : 1.batış. 2.ölüm.
ükül : 1 .meyva. 2.azık. 3.zeka.
ülfet : 1.dostluk. 2.kaynaşma. 3.görüşme, konuşma.
ülfet etmek 1.dostluk kurmak. 2.kaynaşmak, alışmak. 3.görüşmek, konuşmak.
ümem : ümmetler.
ümenâ : güvenilir kişiler.
ümerâ : emirler. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [U Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

u’cûbe : acayip, şaşılacak şey.
ubûdiyyet : kulluk.
ubûr : geçiş.
ucb : kendini beğenme.
ucu arasındaki uzaklık.
ûd : 1 .öd ağacı. 2.ud.
ûdî : ud sanatçısı.
udûl : vazgeçme.
udûl etmek vazgeçmek.
ufuk : ufuk.
ufûnet : 1.yangı. 2.kötü koku.
uhde : sorumluluk.
uhrâ : başka, diğer.
uhrevî : ahiret ile ilgili.
uht : kızkardeş.
uhuvvet : kardeşlik.
ukâb : kartal.
ukalâ : akıl sahipleri.
ukbâ : ahiret.
ukde : 1.düğüm. 2.gönül üzüntüsü. 3.sorun. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [T Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

tâ : 1 .kat. 2.büklüm. 3.tane.
tâ : kadar.
ta’biye : 1.yerine koyma. 2.kurulu düzen.
ta’biyetülceyş : strateji.
ta’cîl : acele ettirme.
ta’dâd : 1.sayma. 2.sayım. 3.sayı.
ta’dâd etmek 1.saymak. 2.değerlendirmek, kabul etmek.
ta’dîl : 1.değiştirme. 2.doğrulama.
ta’dîlat : değiştirmeler, değişiklik.
ta’dilât yapmak değişiklik yapmak.
ta’dîlen : değiştirilerek, değişiklik yapılarak.
ta’kîb : takip, ardına düşme.
ta’kîbât : kovuşturma.
ta’kîbat yapmak kovuşturmak.
ta’kîben : takip ederek, ardına düşerek.
ta’lîk : 1.askıya alma. erteleme.
ta’lîk edilmek asılmak, iliştirilmek, tutturulmak.
ta’lîl : 1.sebep gösterme. 2.tümdengelim.
ta’lîm : 1.öğretme. 2.öğrenme. 3.meşk. 4.idman, egzersiz. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [Ş Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

şa’r : kıl.
şa’riyye : şehriye.
şa’şa’a : 1.gösteriş. 2.parlaklık.
şa’şa’adâr : 1. .gösterişli. 2.parlak.
şâd : sevinçli.
şâd etmek sevindirmek, mutlu etmek.
şâd olmak sevinmek, mutlu olmak.
şâdân : sevinçli.
şâdî : sevinç.
şâdmân : sevinçli.
şâdmânî : sevinç.
şâdurvan : şadırvan.
şafak : güneşin doğacağı sıradaki aydınlık.
şâfi’ : şefaatçi.
şâgird : 1.öğrenci. 2.çırak.
şâgirdân : 1.öğrenciler. 2.çıraklar.
şâh : 1 .dal. 2.boynuz.
şâh : 1 .padişah. 2.ıran şahı. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [S Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

sâ’î : çalışan, gayret eden.
sâ’î olmak çalışmak, gayret etmek.
sa’leb : tilki.
sa’y : çalışma, çaba gösterme.
saâdet : mutluluk.
saâdetbahş :mutluluk veren.
saâdetmend : mutlu, bahtiyar.
sabâ : 1 .meltem, gündoğusunden esen yel. 2.sabâ makamı.
sabâvet : çocukluk.
sâbık : 1.eski. 2.bir önceki.
sâbıka : 1.geçmişte kalan suç. 2.bir insanın geçmişteki hali.
sâbıküzzikr : anılan, zikredilen.
sabır : dayanma, kendini tutma.
sabî : 1 .bebek. 2.küçük çocuk.
sâbi’ : yedinci.
sâbi’an : yedincisi, yedinci olarak.
sâbi’î : yıldıza tapan.
sâbir : sabırlı.
sâbit : 1.kanıtlanmış. 2.yerinde duran.
sabr : sabır.
sabûh : sabah içilen şarap.
sabun : sabun. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [R Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

ra’d : gökgürültüsü.
ra’nâ : güzel, hoş.
ra’şe : titreme.
ra’şe vermek titretmek.
ra’şedâr :titrek, titreyen.
rabb : 1 .Tanrı, Allah. 2.efendi.
rabbânî : 1.tanrısal, ilahî. 2.Tanrı’dan başka bir şey düşünmeyen.
rabbî : Tanrım.
râbıta : 1.bağ, ilişki, temas. 2.sıra, düzen.
râbıtadar :bağlantılı, ilintili.
râbi : dördüncü.
râbian : dördüncüsü.
rabt : bağlama.
rabt edilmek bağlanmak, tutturulmak. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [P Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

pâ : ayak.
pâbend : ayak bağı.
pâbercâ : yerinde, duran, ayakta duran.
pâberikâb : gitmek üzere, hareket etmek üzere.
pâbeste : ayağı bağlı.
pâbirehne : yalınayak.
pâbûsî : ayak öpme.
pâcâme : pijama.
pâçe : paça.
pâdşâh : padişah.
pâdşâhî : padişahlık.
pâdzehr : panzehir.
paha : değer, kıymet.
pâk : temiz.
pâkbâz : 1 .fedai. 2.canını hiçe sayan aşık.
pâkdâmen : iffetli.
pâkîze : temiz.
paklanmak temizlenmek.
pâlân : semer, palan.
pâlânduz : semerci. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [N Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

nâ : olumsuzluk eki.
na’l : nal.
na’lbend : nalbant.
na’lbur : nalbur.
na’lçe : nalça.
na’nâ’ : nane.
na’re : nara, haykırma.
na’ş : naaş, cenaze.
na’t : 1 .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
nââşnâ : yabancı.
naat : 1 .övme. 2.Hz. Muhammed’i övücü şiir.
nâb : saf, halis, katışıksız.
nâbecâ : yersiz.
nâbehre : 1 .nasipsiz. 2.soysuz.
nâbekâr : 1 .hayırsız. 2.işe yaramaz.
nâbîna : kör.
nâbûd : 1.yok. 2.yokluk. 3.perişan.
nabz : nabız.
nabzgîr :nabza göre şerbet veren. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [K Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

ka’b : 1 .aşık kemiği. 2.tavla zarı. 3.küp.
ka’r : 1 .derinlik. 2.çukur. 3.dip.
kabâ : cübbe.
kabahat : suç, kusur.
kabâih : suçlular, kabahatliler.
kabâil : kâbileler.
kabîh : çirkin, hoş olmayan.
kâbil : 1.mümkün. 2.yetenekli.
kabîl : gibi, benzeri.
kâbil olmak mümkün olmak, elvermek.
kabîle : boy, kâbile.
kâbile : ebe.
kâbil-i kıyas kıyaslanabilir, karşılaştırılabilir.
kâbiliyet : yetenek.
kâbiliyyât : yetenekler. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [J Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

jâj : anlamsız söz, zırva.
jâjhây : boşboğaz, zevzek.
jâle : çiy, şebnem.
jeng : pas.
jengâr : pas.
jerf : derin.
jerfâ : derinlik.
jerfbîn : ayrıntılı düşünen, dikkatli.
jinde : 1.yırtık, eski. 2.yamalı hırka.
jindepûş : 1. .yamalı hırka giyen. 2.derviş.
jiyân : 1.kükremiş. 2.kızgın.
jülîde : dağınık, karışık.

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [İ Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

i’câz : 1.aciz bırakma. 2.şaşırtma.
i’dâdî : lise.
i’dâm : yok etme, öldürme.
i’lâ : yükseltme, yüceltme.
i’lâ edilmek yükseltilmek, yüceltilmek.
i’lâm : bildirme.
i’lâm edilmek bildirilmek.
i’lân : ilan.
i’mâl : yapma, işleme.
i’mâr : bayındırlaştırma, mamûr etme.
i’râz : 1.yüz çevirme. 2.uzak durma.
i’tâ : 1.verme. 2.verilme. 3.ödeme. 4.ödenme.
i’tâ edilmek 1.verilmek. 2.ödenmek.
i’tâ etmek 1.vermek. 2.ödemek.
i’tâ olunmak verilmek.
i’tâk : âzâd etme, özgür bırakma.
i’tikâf : bir yere kapanma, köşesine çekilerek yaşama. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [H Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

h 1.. . . Osmanlı alfabesinin sekizinci harfi. 2.Ebced alfabesine göre sayısal
hâ : çiğneyen.
hâ : çoğul eki: -ler, -lar.
hâb : 1.uyku. 2.rüya.
habâb : hava kabarcığı.
habâbe : hava kabarcığı.
habâis : kötülükler.
hâbâlûd : uykulu.
hâbâlûde : uykulu.
habâset : kötülük, alçaklık.
habb : 1 .çekirdek, tohum. 2.hap.
habbât : 1.hava kabarcıkları. 2.haplar.
habbâz : ekmekçi.
habbe : taneler.
habbe-i hadrâ çitlembik.
habbe-i sevdâ çörekotu.
habbezâ : ne güzel.
habbülbülûğ : ergenlik sivilcesi.
hâbcâme : 1 .gecelik. 2.pijama.
haber : haber.
haberdar : haberli. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [G Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

gabâvet : bönlük, dangalaklık, kalınkafalılık.
gabî : bön, dangalak, kalınkafalı.
gabn : kazıklama, alışverişte aldatma.
gaddâr : zalim, acımasız.
gadr : haksızlık, zulüm.
gaffâr : bağışlayıcı Tanrı.
gâfil : habersiz.
gaflet : habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık.
gafleten : dalgınlıkla.
gafûr : bağışlayıcı.
gâh : 1 .kâh. 2.yer ve zaman bildiren kelimeler türetir.
gâhî : kimi zaman, bazen, arasıra.
gâhvâre : beşik.
gâib : bulunmayan, ortada görünmeyen, kayıp.
gâile : 1.uğraşı, telaş, meşakkat. 2.savaş.
gâita : dışkı.
galat : yanlış.
galebe : 1.baskın çıkma, ağır basma. 2.kalabalık.
galeyân : kaynama.
gâlib : 1.ağır basan. 2.galip.
gâliba : sanırım, belki.
gâlibiyyet : zafer, ağır basma, yenme. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [F Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

fa’âl : hareketli, çalışkan.
fa’âliyyet : hareketlilik, çalışma.
fâcia : 1.acıklı olay. 2.felaket. 3.dram.
fâciât : 1 .acıklı olaylar, facialar. 2.felaketler.
fâcir : 1.günah işleyen. 2.karşı cinse düşkün olan.
fağfur : Çin imparatoru.
fağfûrî : çini.
fahâmet : 1.yücelik, ululuk. 2.kıymet.
fahhâr : övüngen.
fâhir : 1.değerli. 2.şerefli, onurlu.
fâhiş : 1.aşırı. 2.büyük. çirkin, kötü.
fâhişe : fuhuş yapan kadın.
fâhişehane :genelev.
fahr : övünç, kıvanç.
fahrî : 1.onursal. 2.ücret almadan, kendi isteğiyle
fahşâ : fuhuş.
fâhte : güvercin, yaban güvercini.
fahûr : övüngen.
fâide : yarar, kazanç, fayda. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [E Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

eâcîb : şaşılası şeyler.
eamm : genelde, yaygın haliyle.
eâzım : büyükler, ileri gelenler.
eazz : çok değerli.
eb : 1 .baba. 2.ata, ced.
eb’âd : 1.boyutlar. 2.uzunluklar.
eb’ad : çok uzak.
ebâbil : kırlangıç.
ebâtil : saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler.
ebced : sayısal değer verilmiş arap alfabesi.
ebcedhân : 1.okula yeni başlamış öğrenci. 2.acemi,
ebdâl : derviş, abdal.
ebdân : bedenler.
ebed : sonsuz gelecek zaman.
ebeden : asla, hiçbir zaman.
ebedî : sonsuz.
ebediyyen : sonsuza kadar, asla, hiçbir zaman
ebediyyet : sonsuzluk.
ebeveyn : anababa.
ebhâr : denizler.
ebhâs : bahisler, tartışmalar. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [D Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

dâ’î : 1.dua eden, duacı. 2.davet eden.
dâ’ussıla : yurdunu özleme, köyünü özleme.
dâd : 1.adalet. 2.iyilik, ihsan.
dâd : 1.verme. 2.verdi. 3.vergi.
dâdgâh : mahkeme.
dâdhâh : davacı.
dâdres : imdada koşan.
dâdû : dadı.
dâdüferyâd : . feryat figan.
dâdüsited : alışveriş.
dâfi’ : uzaklaştıran, defeden.
dâğ : 1.yara. 2.kızgın demirle vurulmuş işaret.
dağal : hile, hilehurda, alavere dalavere. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [Ç Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

çâbük : kıvrak, çevik, çabuk.
çâbükî : kıvraklık, çeviklik, çabukluk.
çâbükpâ : ayağına çabuk.
çâbükrev : hızlı giden.
çâbüksüvar : usta binici.
çâder : 1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
çâdernişin : göçebe, çadırda yaşayan.
çadır : 1.çadır. 2.örtü, kadınların giydiği örtü.
çağz : kurbağa.
çâh : 1.kuyu. 2.çukur.
çâk : 1.yırtık. 2.yırtmaç.
çâk etmek yırtmak.
çâk olmak yırtılmak. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [C Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

câ : 1 .yer. 2.mevki. 3.makam.
ca’l : yapma.
ca’lî : 1.yapma, uydurma. 2.sahte.
câbecâ : yer yer.
câbir : zorlayıcı.
câdde : ana yol, cadde.
câdû : 1.büyücü. 2.cadı.
câdûger : büyücü.
câh : makam, mevki.
câhid : çalışıp çabalayan.
câhil : bilgisiz.
câhilâne : cahilce.
câiz : uygun.
câize : ödül.
câlib : ilginç, çekici.
câlib -i dikkatdikkat çekici.
câm : 1.kadeh. 2.şişe. 3.cam.
câme : giysi.
câmedân : gardrop.
câmegî : 1.giysi parası. 2.hizmetçi. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [B Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

bâ : 1 .ile. 2.sahip.
ba’de : sonra.
ba’dehu : daha sonra, ondan sonra.
ba’delmîlâd : milattan sonra, İsa’dan sonra.
ba’demâ : bundan böyle.
ba’dezin : bundan sonra, bundan böyle.
ba’s : diriliş.
ba’süba’delmevt : . ölümden sonra diriliş.
ba’zan : bazen, kimi zaman.
bâb : 1.kapı. 2.konu. 3.bölüm.
bâbâ : 1.baba. 2.ata.
bâbâyâne : babaca, babacan.
bâbûne : babuna, papatya.
bâc : 1.haraç. 2.vergi. 3.gümrük vergisi.
bâcgîr : vergi memuru.
bâd : 1.rüzgar, yel. 2.defa, kez. 3.yük. 4.olsun.
bâdâm : badem.
bâdbân : yelken.
bâdbedest : eli boş, züğürt. (daha&helliip;)

Osmanlıca-Türkçe Sözlük [A Harfi] nedir, ne demek, anlamı, eşanlamlısı

â : 1 .ünlem edatı ey, hey. 2.iki kelimenin arasına girerek, anlamı
a’dâ : düşmanlar.
a’dâd : sayılar.
â’ik : engel.
a’lâ : en yüksek, en yüce.
a’lâf : otlar.
a’lâl : 1.hastalıklar. 2.sebepler.
a’lâm : 1.bayraklar. 2.özel isimler.
a’lem : en iyi bilen.
a’mâ : kör.
a’mâk : derinlikler.
a’mâl : işler, ameller, davranışlar.
a’mâr : 1.ömürler. 2.yaşlar.
a’nî : yani.
a’râb : Araplar, çöl arapları.
a’râbî : çöl arabı.
a’râz : belirtiler.
a’sâb : sinirler.
a’sâr : yüz yıllar.
a’şâr : öşür vergileri, onda birler.
a’şârî : ondalık.
a’vec : yamuk, eğri büğrü.
a’ver : tek gözlü.
a’yâd : bayramlar.
a’yân : 1.ileri gelenler, eşraf, sosyete. 2.gözler.
a’yün : 1.gözler. 2.pınarlar.
a’zâ : 1.üyeler. 2.organlar.
a’zam : en büyük.
âb : 1 .su. 2.deniz. 3.ırmak. 4.tükürük. 5.özsuyu. 6.ter. 7.döl suyu. 8.sidik. 9.parlaklık. 10.yüzsuyu. 11.letafet, hava.
âb : Ağustos.
âb -ı âbistenî 1.meni; 2.bitkilerin yetişmesine neden olan su.
âb -ı adâlet 1..adalet suyu; 2.doğruluğun bereketi.
âb -ı ahmer 1.kızıl su. 2.kırmızı şarap. 3.gözyaşı.
âb -ı âteşîn 1..ateşli su; 2.kırmızı şarap; 3.gözyaşı.
âb -ı bâdereng 1.kızıl su. 2.gözyaşı, kanlı gözyaşı.
âb -ı engûr 1..üzüm suyu. 2.şarap.
âb -ı harâbât (meyhane suyu) şarap.
âb -ı kevser 1.cennet suyu, 2.şarap.
ab’âb : vantrolog.
abâ : 1.kaba yün kumaş. 2.aba.
âbâ’ : 1.babalar. 2.gezegenler.
âbâd : ebedler.
âbâd : bayındır, mamûr.
âbâd etmek/eylemek 1.mamûr etmek. 2.zenginleştirmek. 3.huzur vermek.
âbâd olmak 1.mamûrlaşmak. 2.zenginleşmek. 3.huzura kavuşmak.
âbâdân : bayındır.
âbâdânî : bayındırlık.
âbâdî : 1.bayındırlık. 2.ince Hint kağıdı.
âbâl : develer.
âbân : Âbân ayı.
abâpûş : 1 .abalı. 2.derviş. 3.yoksul.
âbâr : kuyular.
âbcâme : su kabı.
âbçîn : peştemal.
abd : 1.kul. 2.köle.
âbdân : 1.su kabı. 2.mesane.
âbdâr : 1.sulu. 2.parlak. 3.hoş
âbdendân : 1 .bön. 2.âciz.
abdest : 1.abdest. 2.paylama.
abdesthâne : 1 .tuvalet. 2.abdest alınan yer.
abdestlik : kısa cübbe.
âbek : 1.sulu. 2.cıva.
abes : saçma, abes.
âbgîne : 1 .kristal. 2.kadeh. 3.sürahi. 4.ayna. 5.gözyaşı.
âbgîr : 1.havuz. 2.su birikintisi.
âbgûn : 1.su rengi. 2.mavi.
abher : 1.nergis. 2.zerrinkadeh çiçeği. 3.yasemin.
âbhîz : büyük dalga.
âbhord : nasip.
âbırû : yüzsuyu.
âbî : mavi.
âbid : 1.ibadet eden. 2.erkek adı.
abîd : 1.kullar. 2.köleler.
âbidât anıtlar.
âbide : anıt.
âbidevî : anıtsal.
âbile : 1.su çiçeği. 2.sivilce. 3.su kabarcığı.
âbir : yaya.
âbisten : gebe.
âbistengâh : döl yatağı.
âbişhor : 1 .sulama yeri. 2.nasip.
âbkâr : 1.saka. 2.ayyaş.
âbkeş : 1.saka, su çeken. 2.kevgir.
âbnûs : abanoz.
âbrâh : su yolu, kanal.
abraş : alacalı.
âbrîz : 1.tuvalet. 2.ıbrık.
âbşâr : çağlayan.
abûs : somurtkan.
âbühava : . iklim.
âbzih : 1.su kaynağı. 2.gözyaşı.
âc : fildişi.
âc : ılgın ağacı.
acâib : tuhaf, ilginç, acaip.
acâleten : alelacele.
aceb : 1.tuhaflık. 2.acaba.
acebâ : acaba.
acele : acele.
aceleten : çarçabuk, alelacele.
acem : 1.arap olmayan. 2.İranlı, acem.
acemaşîran : Türk mûsikisinde bir makam.
acemce : Farsça.
acemî : 1.deneyimsiz, acemi. 2.İranlı.
acemistan : İran.
acemiyân : 1 .deneyimsizler. 2.İranlılar.
aceze : düşkünler, âcizler.
acîb : tuhaf, acayip, ilginç.
acîbe : şaşılacak şey.
âcil : acil.
âcilen : derhal, acil olarak.
acîn : macun, yoğurulmuş.
âciz : 1.aciz. 2.ben.
âcizâne : 1 .acizce. 2.alçakgönüllüce.
âcizî : acizlik.
âciziyyet : acizlik.
âcizleri : bendeniz, ben.
acûl : aceleci.
acûlâne : acele acele.
acûz : 1.kocakarı. 2.cadı.
acûze : 1.kocakarı. 2.cadı.
âcür : 1.tuğla. 2.kiremit.
acz : acizlik, çaresizlik, bir şey yapamama.
âdâb : 1.edepler, terbiyeler. 2.yol yordam.
adalât : kaslar.
adale : 1 .kas. 2.kaslar.
adâlet : adalet.
adaletkâr : adil, adaletli.
âdât : âdetler, alışkanlıklar.
adâvet : düşmanlık.
adâvet etmek/eylemek düşmanlık gütmek.
add : sayma, görme, değerlendirme, kabul etme.
addedilmek sayılmak, görülmek, değerlendirilmek.
addetmek/eylemek saymak, görmek, değerlendirmek.
addolunmak sayılmak, kabul edilmek.
aded : sayı.
adeden : sayıca.
adedî : sayısal.
âdem : 1.ilk insan, Adem Peygamber. 2.insan, adam.
adem : yokluk, bulunmama, adem.
adem -i muvaffakiyet başarısızlık.
adem -i muvazenet dengesizlik.
adem -i riâyet uymama
adem -i te’lîfiyet . uzlaşamama, bir araya gelememe.
adem -i teveccüh ilgisizlik.
ademâbâd : yokluk ülkesi.
âdemhâr : yamyam, insan yiyen.
âdemî : 1 .insanoğlu. 2.insanlık.
âdemiyân : insanlar.
âdemiyyet : 1.insanlık. 2.adamlık.
ades : mercimek.
adese : mercek.
âdet : alışkanlık, âdet.
âdeta : basbayağı.
âdeten : âdet olarak, geleneklere göre.
adhâ : kurbanlar.
âdi : sıradan, âdi, değersiz.
adîd : birçok.
adîde : birçok.
âdil : adaletli.
adîl : eşit, denk.
âdilâne : adilce.
adîm : yok olan.
adîmülimkân :. imkânsız.
âdiye : alışılmış, sıradan.
adl : adalet.
adlâ’ : kenarlar.
adlî : adalet ile ilgili.
adliyye : mahkeme, adliye.
adn : cennet.
adû : düşman.
âfâk : ufuklar.
âfâkî : 1.nesnel. 2.şuradan buradan konuşma.
âfât : afetler, belalar.
âferîde : yaratık, yaratılmış, mahluk.
âferîdgâr : yaratan, Tanrı.
âferîn : bravo, çok yaşa, aferin.
âferîn : yaratan.
âferînende : yaratıcı.
âferîniş : yaratılış.
âfet : 1.afet, bela, felaket. 2.güzel sevgili.
âfet -i cân 1. .can belası. 2.güzel.
âfet -i devrân 1. .güzel, dilber.
âfetengîz : afet getiren.
âfetresân : bela getiren.
âfetzede :belaya uğramış, afet görmüş.
afîf : iffetli.
âfil : 1.batan. 2.görünmez olan.
âfitâb : güneş.
âfitâbcemâl : güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi
âfiyet : esenlik.
âfiyet bulmak sağlığına kavuşmak.
afiyetbahş afiyet verici.
afrika : Afrika kıtası.
afsun : büyü, efsun.
âftâb : güneş.
âftâbe : ıbrık, su kabı.
âftâbgîr : güneş alan, güneş gören.
âftâbî : güneşlik.
âftâbrû : parlak yüzlü.
afv : bağışlama, af.
âgâh : haberdar.
âgâh etmek haberdar etmek.
âgâh olmak haberdar olmak.
âgâhî : haberdarlık.
âgeh : haberdar.
âgehî : haberdarlık.
âgîn : dolu.
âgûş : kucak.
âğâliş : kışkırtma.
ağayân : ağalar.
âğâz : 1.başlama. 2.başlangıç.
ağbiyâ : kalın kafalılar.
âğişte : bulaşmış, bulanık.
ağlâl : 1.boyunduruklar. 2.zincirler.
ağlât : hatalar.
ağleb : çoğunlukla, genellikle, sık sık.
ağleb -i ihtimâl büyük bir ihtimalle, büyük bir olasılıkla.
ağnâ : en zengin.
ağnâm : koyunlar.
ağniyâ : zenginler.
ağniye : şarkılar.
ağrâs : fidanlar.
ağrâz : maksatlar.
ağsân : dallar.
ağşiye : 1.perdeler. 2.zarlar.
ağyâr : yabancılar.
ah : 1 .kardeş. 2.dost.
âh : 1 .feryat etme, feryat. 2.ilenme.
âh almak biri tarafından kendisine ilenilmek.
âh ü zâr . âh edip inleme.
âhâd : birler.
ahad : bir.
ahali : halk, ahali, insan topluluğu.
ahavât : kızkardeşler.
ahbâb : 1.dostlar. 2.dost.
ahbap : dostlar, sevdikler.
ahbâr : haberler.
ahcâr : taşlar.
ahd : 1.yemin, and. 2.çağ, devir. 3.söz verme.
ahd -i atîk Tevrat, Zebur ve Mezâmir.
ahd -i cedîd İncil ve ekleri.
ahdar : yemyeşil.
ahdâs : 1.yeni olaylar. 2.dertler. 3.gençler.
ahdeb : kambur.
ahdnâme : ahitname, antlaşma metni.
ahdüpeymân :. and.
âhek : kireç.
âhen : demir.
âhendil : acımasız.
âheng : 1.uyum, ahenk. 2.eğlence.
âheng -i esvât ses uyumu.
âhengdâr : uyumlu.
âhenger : demirci.
âhenggüzâr : uyumlu, ahenkli.
âhenîn : 1.demirden. 2.demir gibi.
âhenîndil : 1 .katı yürekli. 2.yiğit.
âhenk : ahenk, uyum.
âhenkdâr : uyumlu, ahenkli.
âhenkeş : miknatıs.
âhenrüba : miknatıs.
âhensâ(y) : törpü.
âher : başka, diğer.
âheste : yavaş, usul, ağır.
âhestegî : yavaşlık.
ahfâ : en gizli.
ahfâd : torunlar.
ahger : kor ateş.
ahibbâ : dostlar, sevilenler; sevgililer.
ahid : söz, yemin.
ahidşiken : sözünden dönen, antlaşmayı bozan.
âhîhte : kınından çıkmış, sıyrılmış.
ahîr : son, en son.
âhir -i kâr 1. .sonunda. 2.sonuç.
âhirbîn : ileri görüşlü.
âhire : son.
ahîren : geçenlerde, son zamanlarda, son olarak.
âhiret : öbür dünya.
âhiretlik : 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
âhirin : 1.sonuncu. 2.sonrakiler.
âhirkâr : sonunda, nihayet.
âhirülemr : sonunda, işin sonunda.
âhiz : alan.
ahize : alıcı gereç.
ahkâm : hükümler.
ahlâf : halefler.
ahlâk : huy, ahlak.
ahlâk -ı amelî uygulamadaki ahlak anlayışı.
ahlâk -ı hasene iyi huy.
ahlâk -ı nazarî teorideki ahlak anlayışı.
ahlâk -ı zemîme kötü huy.
ahlâken : ahlakça.
ahlâkiyat : ahlak bilgisi.
ahlâkiyûn : ahlakçılar.
ahlâm : 1.karmakarışık rüyalar. 2.düşazmalar.
ahlât : salgılar.
ahlât -ı erba’a dört özsuyu kan, salya, safra, dalak.
ahmak : budala, aptal, ahmak.
ahmakâne : ahmakça.
ahmakî : ahmaklık.
ahmer : kırmızı, kızıl.
ahrâm : 1.kutsal yerler. 2.haremler. 3.hanımlar, eşler.
ahrâr : özgürler.
ahrârâne : özgürce.
ahrâs : koruyucular, muhafızlar.
ahret : öbür dünya, ahiret.
ahretlik : 1.ahiret kardeşi. 2.evlat edinilen öksüz.
ahsâs : duygular.
ahsen : en güzel.
ahşâ’ : 1.iç organlar, 2.bölgeler, yöreler.
ahşâb :>T.) 1.ahşap. 2.keresteler.
ahşâm : maiyet.
ahtâb : odunlar.
ahtâr : tehlikeler.
âhte : 1.iğdiş edilmiş. 2.kınından çıkarılmış.
ahter : yıldız.
ahter -i dünbâledâr kuyruklu yıldız.
ahterbîn : astrolog, yıldızbilimci.
ahterşinâs : yıldızbilimci.
ahterşümâr : 1. .yıldızbilimci. 2.geceleri uyuyamayan.
ahu : kardeş.
âhû : ceylan, karaca.
âhûbere : ceylan yavrusu.
âhûdil : ödlek, korkak.
âhund : molla, hoca.
âhûnigah : ceylan bakışlı.
âhur : ahır.
âhuvân : ceylanlar.
âhûvâne : ceylan gibi.
âhüvâh: . feryat, sızlanma, hayıflanma.
âhüvâveylâ : . feryat, âh çekme, figan etme.
âhüzâr : . âh çekip inleme.
ahvâl : haller, durumlar.
ahvâl -i âdiye olağan haller.
ahvâl -i sıhhiye sağlık durumu
ahvef : en korkunç.
ahvel : şaşı.
ahyâ : diriler.
ahyâl : yılkılar.
ahyânen : arasıra, kimi zaman.
ahyâr : iyiler.
ahyât : iplikler.
ahz : alma.
ahz ü kabul etmek alıp kabul etmek.
ahzâb : 1.kütleler. 2.partiler. 3.Ahzâb sûresi.
ahzân : hüzünler.
ahzar : yeşil.
ahzen : çok hüzünlü.
ahzetmek almak.
ahzüi’tâ : alış veriş.
ahzükabz : alıp sahip çıkma.
âid : 1.ait, ilişkin. 2.geri dönen.
âidât : gelirler, aidat.
âide : kâr, kazanç, gelir.
âika : engel.
âile : 1.aile. 2.eş, karı.
ailevî : aile ile ilgili.
âjeng : buruşuk, cilt kırışığı.
âk : serkeş.
akab : 1.arka, art. 2.topuk, ökçe.
akabât : 1.yokuşlar. 2.tehlikeli anlar.
akabe : 1.geçilmesi güç geçit. 2.yokuş.
akabinde : ardından.
akâid : inançlar, akideler.
akâmet : 1.verimsizlik, durgunlaştırma, aksatma. 2.kısırlık.
akar : kazanç sağlayan mülk.
akarât : kazanç sağlayan mülkler, akarlar.
akbeh : çok çirkin.
akd : 1.düğümleme, bağlama. 2.nikah. 3.kararlaştırma. 4.kurma.
akdâh : kadehler.
akdâm : ayaklar.
akdedilmek yapılmak, uygulanmak, icra edilmek.
akdem : önce, önceki.
akdes : en kutsal.
akdetmek/ eylemek yapmak, uygulamak, icra etmek, imzalamak, antlaşma
akıbet : son.
âkıbetbîn :sonu gören, ileri görüşlü.
âkıbetendîş :sonunu düşünen.
âkıbetülemr : sonunda.
âkıl : akıllı, akıl sahibi.
akıl : akıl.
âkılâne : akıllıca.
âkıle : akıllı kadın.
âkır : 1.kısır. 2.verimsiz.
âkid : akit yapan.
akîde : inanç, akide.
akîdefurûş :inanç tüccarı.
akîk : akik taşı.
âkil : yiyen.
akîm : 1.kısır. 2.sonuçsuz.
akim kalmak gerçekleşememek, sonuçsuz kalmak.
akis : yansıma, aksetme, akis.
akl : akıl.
akl -ı bâliğ ergin.
akl -ı evvel Tanrı.
akl -ı küll 1 . .doğadaki genel uyum. 2.Cebrail.
akl -ı mücerred soyut akıl.
akl -ı selim sağduyu.
aklâm : 1.kalemler. 2.yazı gereçleri. 3.devlet daireleri.
aklen : akılca.
aklıselim : sağduyu.
aklî : akılca, akıl bakımından, rasyonel.
akliyye : akılcılık, rasyonalizm.
akliyyûn : akılcılar, rasyonalistler.
akm : kısırlık.
akmâr : aylar.
akmişe : kumaşlar.
akrabâ : akraba, yakınlar.
akran : yaşıtlar.
akreb : 1.akrep. 2.saat ibresi.
akreb : en yakın.
akrebek : saati gösteren ibre.
aks : yansıma, akis.
aks -i müddeâ çatışkı.
aks -i sedâ yankı.
aksâ : uzak, en son.
aksâ -yı emel ülkü, ideal.
aksâ -yı şark Uzakdoğu.
aksâm : kısımlar, bölümler.
aksâm -ı sâire diğer kısımlar, öbür bölümler.
akser : en kısa.
aksetmek yansımak, vurmak.
aksî : 1.inatçı. 2.ters, zıt. 3.huysuz.
aksülamel : tepki, reaksiyon.
aktâ’ : 1.kesmeler. 2.beylik araziler.
aktâb : 1.kutuplar. 2.azizler. 3.efendiler.
aktâr : taraflar, yöreler.
aktâr-ı cihân dünyanın her tarafı.
akûr : azgın, kudurmuş, saldırgan.
akûrâne : kudurmuşçasına.
akvâl : sözler.
akvâm : kavimler.
akviyâ : kuvvetliler.
âl : 1 .aile. 2.sülale. 3.evlat.
âl : yüce, yüksek.
alâ : yücelik, şeref.
alâ : üst, üstü, üzeri.
alâeyyihâl : her nasıl olsa.
âlâf : binler.
alâhide : tek başına, başlı başına.
alâik : alakalar, ilgiler.
alâim : işaretler, alametler.
alâim-i semâ gökkuşağı.
alak : 1.kan pıhtısı. 2.sülük.
alâka : ilgi, alaka.
alâkabahş :ilgilendiren, ilgili.
alâkadar :ilgili, alakalı.
alâkadar etmek ilgilendirmek.
alâkadar olmak ilgilenmek.
alakadârân :ilgililer.
alâkadrilimkân : . olabildiğince.
âlâm : elemler, acılar.
alâmât : işaretler, alametler.
alâmet : işaret, iz, alamet, belirti. 2.çok iri.
âlât : aletler.
alâvechi : üzere.
alâvefk : uygun olarak.
âlâyiş : 1.bulaşma. 2.gösteriş.
aleddevam : sürekli.
alef : 1.ot. 2.hayvan yemi.
aleka : 1.kan pıhtısı. 2.balçık.
alelacele : çarçabuk.
alelâde : sıradan, bayağı.
alelamyâ : körükörüne.
alelekser : çok defa.
alelhusûs : özellikle.
alelıtlâk : 1. .genellikle. 2.rastgele.
alelicmâl : . topluca.
alelinfirâd : birer birer.
alelistimrâr : . sürekli, aralıksız.
aleliştirâk : ortaklaşa.
alelkifâye : . yeterince.
alelumûm : genellikle, genelde, genel olarak.
alem : 1.sancak. 2.alem. 3.nişan, alamet.
âlem : dünya; evren.
âlemârâ :dünyayı süsleyen.
alemdâr : sancaktar.
âlemefrûz :dünyayı parlatan.
âlemgîr : 1 .dünyayı fetheden. 2.dünyaya yayılan.
âlemiyân : insanlar.
âlemşümûl : dünyayı kaplayan.
âlemtâb : dünyayı aydınlatan.
alenen : açıkça.
alenî : açık, aşikâr.
âlet : 1.araç, alet. 2.aygıt.
alettafsîl : . ayrıntılı olarak.
alettevâlî : . peşpeşe.
aleyh : karşı, karşıt; üzerine.
aleyhdar :karşıt, zıt.
aleyhisselâm : selam onun üzerine olsun.
âlî : yüce; yüksek.
âlîcâh :yüksek dereceli.
âlîcenâb : 1 .cömert. 2.haysiyetli.
âlihe : ilahlar.
âlîhimmet : yüce himmetli.
âlîkadr : saygıdeğer.
alîl : 1.hasta, hastalıklı, illetli. 2.sakat.
âlim : bilgin.
alîm : çok bilen.
âlîmakâm : yüksek makamlı.
âlînazar : yüksek görüşlü.
âlîşan : şanı yüce.
âliye : yüce, yüksek.
aliyyülâlâ : en iyisi.
Allâh : Tanrı, Allah.
allâme : büyük bilgin.
âlû : erik.
âlûbâlu : vişne.
âlûd : bulanmış, bulaşmış.
âlûde : bulanmış, bulaşmış.
âlûdedâmen : iffetsiz.
âlûdegî : bulaşma, bulaşıklık.
âlüfte : 1.iffetsiz, fahişe. 2.alışık.
âmâc : 1.hedef. 2.nişan tahtası.
âmâcgâh : nişan alınan yer.
âmâde : hazır.
âmâdegî : hazırlık.
a'mâl : davranışlar, ameller.
âmâl : emeller.
âmâl : emeller.
âmâr : 1.sayım. 2.hesap.
amd : kasıt.
amden : kasıtlı olarak.
âmed : gelme, geliş.
âmedşüd : geliş gidiş.
âmedüreft : geliş gidiş.
âmedüşüd : geliş gidiş.
amel : 1.iş. 2.ishal.
amele : işçi.
amelen : bilfiil, işleyerek.
amelî : pratik, uygulamalı.
ameliyât : 1 .işlemler, uygulamalar. 2.ameliyat.
ameliye: işlem, uygulama.
âmennâ : diyecek bir şey yok, inandık.
âmîhte : karışık, karışmış.
amîk : derin.
âmil : 1.yapan, işleyen. 2.faktör, etken. 3.vergi memuru. 4.vali.
amîm : yaygın.
âmîn : amin.
âminen : emin olarak.
âmir : emreden.
âmirâne : emredercesine.
âmiyâne : bayağı, avamca.
amm : amca.
âmm : genel, yaygın.
âmm : yıl.
ammâ : ama.
ammâba’d : ( maksada gelince.
amme : hala.
amûd : direk.
amûden : dikine.
amûdî : dikey.
âmurziş : 1.bağışlama, affetme.
âmûz : 1.öğrenen. 2.öğreten.
âmûzgâr : öğretmen.
âmürzgâr : bağışlayıcı, Tanrı.
âmürziş : bağışlama.
ân : an.
an : –den, -dan.
ân : 1 .çoğul eki -ler, -lar. 2.zarf yapan ek -erek, -arak.
ân : alım, cazibe, hava.
an’anât : gelenekler.
an’ane : gelenek.
an’anevî : geleneksel.
ânân : onlar.
anâsır : unsurlar, elemanlar.
anâsır-ı erba’a dört unsur ateş, hava, su, toprak.
ânât : anlar.
anbean : her an, gittikçe.
anber : amber.
anberbû : amber kokulu.
andelîb : bülbül.
âne : gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek.
anh : ondan.
anhâ : ondan.
anhâ : onlar.
ânî : 1.bir an. 2.derhal.
ânifen : 1.az önce, demin. 2.yukarıda.
âniyen : bir anda, der hal, o anda.
ankâ : zümrütüanka,
ankarîb : yakında, yakından, çok geçmeden.
ankasdin : kasıtlı olarak, bile bile.
ankebût : örümcek.
ansamîmilkalb : içtenlikle, canügönülden.
anûd : inatçı.
âr : utanma, ar.
ar’ar : 1.anırma. 2.dikenli ardıç.
ârâ : süsleyen.
ârâ’ : oylar.
arâ’is : gelinler.
arab : arap
arabî : arapça.
arak : 1.ter. 2.rakı.
arakçîn : takke kavuk altı takkesi.
arakdâr : terli.
arakıyye : derviş külahı.
ârâm : 1.dinlenme. 2.yerleşme.
ârâm etmek yerleşmek
ârâmbahş : dinlendiren, huzur veren.
ârâmgâh : 1 .dinlenme yeri. 2.mezar.
ârâmiş : 1.dinlenme. 2.huzur.
ârâste : süslenmiş, süslü.
ârâyiş : 1.süs. 2.süslenme.
araz : 1.işaret, belirti. 2.tesadüf.
arâzî : yerler, arazi.
arbede : kavga.
arbedecû : kavgacı.
ard : un.
ardbîz : elek.
arefe : arife, bayramdan önceki gün.
ârız : 1.yanak. 2.gelen. 3.engel.
ârızî : geçici.
ârî : 1.çıplak. 2.uzak, uzakta, soyutlanmış.
ârî : evet.
ârif : bilen, arif, irfan sahibi.
âriyyet : ödünç.
arîz : geniş, genişlemesine.
arkadaşı. 2.güzel hikaye anlatan.
arman : 1.özlem. sıkıntı.
arsa : yer, meydan.
arş : 1.gök. 2.taht. 3.çardak.
arşa : güverte.
arûs : gelin.
arz : 1.genişlik, en. 2.enlem.
arz : 1.yer. 2.dünya, yeryüzü.
arz : sunma, arzetme.
arzan : enine, genişliğine.
arzıhâl : dilekçe.
ârzû : istek, heves.
asâ : 1.değnek, sopa. 2.derviş değneği.
âsâ : gibi.
asab : sinir.
asabî : sinirli.
asabiyülmizac : asabî mizaçlı.
asabiyyet : sinirlilik.
âsaf : 1.vezir. Hz. Süleyman’ın veziri.
asâkir : askerler.
asalet : asillik.
asamm : sağır.
âsân : kolay.
âsâr : 1.izler. 2.eserler.
âsâyiş : 1.huzur. 2.güvenlik.
âsâyiş berkemâl her yerde huzur hakim.
asdika : gerçek dostlar.
asel : bal.
ases : gece bekçisi.
asfer : 1.sarı. 2.soluk benizli.
asgar : en küçük.
asgarî : en az.
ashâb : 1.dostlar, arkadaşlar. 2.sahipler.
âsım : 1.günahtan sakınan. 2.iffetli.
asır ba’de asır : . asırlarca, yüzyıllarca.
âsî : 1.isyancı. 2.günahkâr.
âsîb : felaket, bela, zarar.
asîl : 1.sağlam. 2.soylu.
asîlzâde : soylu çocuğu, asilzade.
asîr : özsuyu, usare.
âsitan : eşik.
âsiyâ : değirmen.
âsiyâb : değirmen.
asker : asker, er.
asl : 1.asıl. 2.kök. 3.gerçek.
asla : hiçbir zaman.
aslî : asıl.
aslünesl :soy sop.
âsmân : gök, gökyüzü.
âsmânî : 1 .gökyüzüne ait. 2.melek. 3.açık mavi.
asnâm : 1.putlar. 2.dilberler.
asr : 1.yüzyıl. 2.ikindi vakti.
asrî : modern.
âstân : 1.eşik. 2.tekke.
âstâne : 1 .eşik. 2.başkent. 3.tekke. 4.İstanbul.
âster : astar.
âstîn : yen.
âsûde : rahat, huzurlu.
âsûdegî : huzur.
âsûdehâtır : gönlü rahat, huzurlu.
âsüman : gökyüzü.
âş : 1 .yemek. 2.aşûre.
âşâm : içen.
aşer : on.
aşere : onlar.
aşhâne : mutfak.
âşık : aşık.
âşıkân : aşıklar.
âşifte : 1.perişan. 2.iffetsiz kadın.
âşikâr : açık, belli, aşikâr.
âşikâr etmek ortaya çıkarmak, belli etmek.
âşikâr olmak ortaya çıkmak, belli olmak.
âşikâre : açık, belli.
âşina : 1.tanıdık, bildik. 2.bilen.
aşîr : onda bir.
âşir : onuncu.
âşiren : onuncusu.
âşiyân : 1.yuva. 2.ev.
aşk : . aşk.
âşkâr : 1.açık, belli, aşikâr.
âşkârâ : açık, belli, aşikâr.
âşnâ : tanıdık, dost, aşina.
âşnâyân : tanıdıklar, dostlar.
âşnâyî : 1 .dostluk. 2.bilme, haberdarlık.
âşpez : aşçı.
aşre : on.
âşûb : 1.kargaşa. 2.karıştırıcı.
âşûbengîz : kargaşa çıkaran.
âşûrâ : aşûre.
âşüfte : 1.iffetsiz kadın. 2.perişan.
âşüftedil : gönlü perişan.
ât : çoğul eki -ler, -lar.
at’ime : taamlar, yiyecekler.
atâ : bağış, ihsan, bahşiş.
atâbahş :bahşiş veren, ihsanda bulunan.
atâlet : 1.durgunluk. 2.tembellik.
ataş : susuzluk.
atâyâ : bağışlar, ihsanlar, bahşişler.
atebât : 1.eşikler. 2.şiîlerin ziyaret yerleri Necef, Kerbela, Kâzımiye.
atebe : eşik.
ateh : bunama.
ateh getirmek bunamak.
âteş : ateş.
âteşbâr : ateş yağdıran.
âteşbâz : fişekçi.
âteşdân : 1 .mangal. 2.ocak.
âteşdem : acı sözlü.
âteşefrûz : ateş yakan.
âteşfâm : 1. .ateş rengi. 2.kırmızı.
âteşfeşân : ateş saçan.
âteşgâh : ateşkede, ateşperest tapınağı.
âteşgede : ateşkede, ateşperest tapınağı.
âteşgîre : 1 . .maşa. 2.çıra.
âteşgûn : ateş rengi, kırmızı.
âteşî : 1.ateşli. 2.öfkeli, kızgın. 3.acı, dokunaklı. 4.cehennemlik.
âteşîn : 1.ateşli. 2.hararetli.
âteşkâr : külhancı, ateşçi.
âteşmizâc : sert mizaçlı.
âteşpâre : kıvılcım.
âteşperest : ateşe tapan, ateşperest.
atf : 1.eğme. 2.bağlaç. 3.çevirme,yöneltme.
atfen : atıfta bulunarak,
atfetmek yöneltmek, vermek.
âtıf : 1.şefkatli. 2.meyleden. 3.bağlayan.
âtıfet : şefkat gösterme.
âtıfetkâr :-F) şefkat gösteren, gözeten.
âtıl : 1.yararsız. 2.tembel.
âtî : 1.gelecek.
âtîdeki : ilerideki, aşağıdaki, gelecek olan.
atîk : 1.eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
atîka : 1.eski, antik. 2.asil. 3.özgür.
atîkiyyât : arkeoloji.
âtiye : gelecek.
âtiyen : 1.gelecekte. 2.aşağıda görüleceği gibi.
âtiyülbeyân : aşağıda açıklanacak olan.
âtiyüzzikr : aşağıda zikredilecek olan.
atiyyât : bağışlar, ihsanlar.
atiyye-i seniyye padişah tarafından verilen hediye.
atlas : 1.atlas kumaş. 2.büyük harita, dünya haritası.
atnâb : 1.ipler. 2.çadır ipleri. 3.ağaç kökleri.
ats : hapşırma, aksırma.
atse : hapşırık, aksırık.
atş : susuzluk.
atşân : susuz, susamış.
attar : attar, baharatçı.
attârî : 1.attarlık. 2.attar dükkanı.
atûfet : şefkat.
avâid : gelirler.
avâkıb : 1.sonuçlar. 2.sonlar.
avâlim : âlemler, dünyalar.
avâm : halk tabakası.
avâmil : 1.etkenler, faktörler.
avâmpesend : halkın beğendiği.
avân : zaman.
âvâre : aylak.
âvâreser : aylak.
avârız : 1.belalar. 2.engeller. 3.geçici vergi.
avârif : bilginler, arifler.
âvâz : ses.
âvâze : 1.bağırma. 2.ün.
avdet : geri dönüş.
avdet etmek dönmek.
avene : yardakçılar, avene.
âvîze : asılı.
avn : yardım.
avrât : kadınlar.
avret : kadın.
âyâ : acaba.
ayân : açık, belli, aşikâr.
ayâr : ayar.
âyât : ayetler.
ayb : ayıp.
âyet : 1.ayet. 2.işaret.
âyîn : 1.tören. 2.ayin. 3.din.
âyine : ayna.
âyînhân : ayin okuyan.
ayn : 1.göz. 2.tıpkı. 3.ayın harfi.
aynen : tıpkı, aynen, olduğu gibi.
ayniyye : 1.taşınabilir değerli eşya. 2.göz hastalıkları bölümü.
ayniyyet : aynılık.
aynülyakîn : kesin, kesin bilgi.
ayş : yaşama, keyif alma, gününü gün etme.
ayyâr : 1.kurnaz. 2.düzenbaz.
ayyârî : 1.kurnazlık. 2.düzenbazlık.
azâb : azap.
azab : bekar.
azâbengiz :azap veren.
âzâd : özgür.
âzâde : özgür.
âzâdî : özgürlük.
azamet : 1.büyüklük, ululuk. 2.çalım.
âzâr : 1.incitme. 2.inciten.
azdâd : zıtlar, karşıtlar.
âzer : 1.ateş. 2.Âzer ayı.
âzerâsâ : 1 .ateş gibi. 2.ateş rengi.
azil : görevden alma.
azîm : büyük.
âzim : kararlı.
azîmet : gitme, yola çıkma.
azimet etmek gitmek.
aziz : değerli, saygın.
azîzan : değerliler.
azîze : 1.sevgili. 2.saygın.
azl : görevden alma.
azm : 1.azim. 2.niyet.
azm : kemik.
âzmâyiş : deneme, sınama.
âzmend : hırslı.
azrâ : bâkire.
azrâil : Azrail.
azrar : zararlar.
azulât : adaleler.
âzürde : incinmiş, gücenmiş.

Tezhip Nedir?

Eski bir süsleme sanatıdır. Sözcük Arapça’da altınlama, yaldızlama anlamına gelir. Ama tezhip yalnız altınla değil boya ile de yapılır. Daha çok yazma kitapların sayfalarını, hat levhalarının kenarlarını süslemede kullanılmıştır.

Tezhip doğuda olduğu kadar batıda da uygulama alanı bulmuş bir sanattır. Özellikle ortaçağda Hıristiyanlık’ın kutsal metinlerini, dua kitaplarını süslemede yoğun biçimde kullanılmıştır. Ama zaman içerisinde kitaplarda da resim öne çıkmış, tezhip yalnızca başlıklardaki büyük harfleri süslemekle sınırlı kalmıştır. (daha&helliip;)

Hürrem Sultan Kimdir ? (1506-1558)

1506 yılında doğan Hürrem Sultan, asıl adıyla Roksolana, güzelliği dolayısıyla küçük yaşta Kırım Hanı tarafından Osmanlı sarayına gönderildi. Sarayda özel bir eğitim gören Hürrem Sultan, zekası ve yeteneğiyle Kanuni’nin dikkatini çekmeyi bildi ve Osmanlı tarihinde önemli bir rol oynadı. 1558’de 52 yaşındayken vefat eden Hürrem Sultan’ın cenazesi Süleymaniye Camii bahçesinde gömülüdür.

(daha&helliip;)

Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Hayatı (1495-1566)

Babası: Yavuz Sultan Selim
Annesi: Hafsa (Hafize) Hatun
Doğum Tarihi: 1495
Tahta Çıkışı : 30 Eylül 1520
Ölümü: 6/7 Eylül 1566

Kanûnî Sultan Süleyman 27 Nisan 1495 Pazartesi günü Trabzon’da doğdu. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun’dur. Hafsa Hatun Osmanlı ya da Çerkezdir. Kanûnî Sultan Süleyman yuvarlak yüzlü, ela gözlü, geniş alınlı, uzun boylu ve seyrek sakallıydı. (daha&helliip;)

Pargalı Damat İbrahim Paşa Kimdir? (1493-1536)

Pargalı Damat İbrahim Paşa (1493-15 Mart 1536) Kanuni Sultan Süleyman saltanatı döneminde 1523-1536 yılları arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.

Bugün Yunanistan’da kalan Parga yakınlarındaki bir köyde doğdu. 6 yaşında İstanbul’a getirildi. Kanuni’nin şehzadeliği sırasında Manisa’da onun maiyetinde bulundu. Kanuni İbrahim Paşa’yla beraber yemek yer, yan yana konmuş yataklarda beraber yatar kalkardı. Kanuni padişah olduktan sonra onunla birlikte İstanbul’a geldi ve Osmanlı Devletinde çeşitli görevlerde bulundu. (daha&helliip;)

Mahidevran Gülbahar Sultan Kimdir? ( – 1580)

Mahidevran Sultan ya da Mahidevran Gülbahar Sultan (ö. 1580) Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın eşlerinden biridir.

Mahidevran Sultan’ın Arnavut kökenli olduğu tahmin edilmektedir. Mahidevran Sultan’ın Kanuni’yle tahta çıkmadan önce Manisa valisi olarak görev yapmaktayken evlendiği bilinmektedir. Mahidevran Sultan 1515 yılında Kanuni’nin ilk erkek oğlu olan Şehzade Mustafa’yı dünyaya getirdi. 1520 yılında eşinin padişah olması üzerine çocuklarıyla birlikte İstanbul’a geldi. Bu sırada Hürrem Sultan saray haremine girmişti ve kısa zamanda Kanuni’nin en sevdiği eşi haline gelmişti. 1524 yılında Hürrem Sultan da bir erkek çocuk dünyaya getirdi. (daha&helliip;)

Doping Nedir? Dopingli Maddeler ve Doping Yöntemleri

Doping nedir?

Performansın artırılması amacıyla yasaklanmış çeşitli yöntemler ve maddelerin kullanılması “doping” olarak adlandırılır. Sporda performansı artırmak amacıyla “doping” maddesi/yöntemi kullanımı insan sağlığını olumsuz yönde etkilediği ve adil yarışma ortamını engellediği için Uluslararası Olimpiyat komitesi ve Spor Federasyonları tarafından yasaklanmıştır. “Doping” testlerinin sonuçlarını değiştirmek amacı ile yapılan işlemler, numune vermemek/vermekten kaçmak da sporcunun “doping” yaptığı şeklinde yorumlanır. (daha&helliip;)

İcadlar ve Buluşlar Tarihi

M . .Ö
” 4241 Mısırlılar ilk hassas takvimi yaptı
” 3200 lerde Tekerleğin ilk kez mezopotamyada ve orta avrupada kullanıldığı varsayılır.
” 3200 Sümerler yazıyı kullanan ilk halktır
” 3000 Mısırda Hiyeroglif denen yazı sistemi bulundu
” 3000 Babilde ilk ilk toplama makinası kullanıldı
” 1300 Suriyede Ugaritde ilk alfabe kullanılmıştır.
” 700 Lidya da( Türkiye) ilk para sikkesi kullanıldı
” 10 Roma da mimar Vitrivius tarafından ilk kaldırma vinci tasarlandı (daha&helliip;)

Hangi Marka, Hangi Ülkeye Ait?

ALMANYA
—————————-
Mercedes
Bmw
Audi
ww
Adidas
Puma
Grundig
Loewe
Schaub&Lorenz
Blaupunkt
Porsche
Siemens
Aeg
Bosch
Opel

—————————-
ABD
—————————-
Nike
Dell
Amd
Ibm
Intel
Hp
Compaq
Sun
Kodak
Lewis
xerox
Marlboro
Viewsonic (daha&helliip;)

GIH – SH – TH Nedir?

Kılavuzda yanında (S) yazan unvanlar 399 sayılı KHK’ya tabi sözleşmeli statüde çalışılacağını göstermektedir. Bunlar KİT kadrolarıdır. KİT’lerdeki maaşlar diğer kurumlara yüksek olup sosyal imkanlar da daha iyidir. 399 sayılı statü hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.
Yanında GİH TH SH AH DH YH yazan kadrolar ise 657’e tabi kadrolardır. Bu kısaltmalar ise çalışılacak hizmet sınıdını göstermektedir: Hizmet sınıfları şu şekildedir:

GİH: Genel İdare Hizmetleri Sınıfı
TH: Teknik Hizmetler
SH: Sağlık Hizmetleri
AH: Avukatlık Hizmetleri
AD: Din Hizmetleri
YH: Yardımcı Hizmetler

 

*******************

2012/2 Kpss Lisans Tercih Listesi’ni Excel formatında incelemek için   linki tıklayın.

********************

TRT Tartışma ve Haber Programlarına katılan gazetecilere ne kadar maaş ödüyor

Gazetecilerin bölüm başına TRT’den aldığı brüt ücretler
Kemal Anadol’un soru önergesinin ardından TRT için program yapan gazetecilerin aldıkları ücretler açıklandı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol’un soru önergesine verdiği cevap, TRT’de programa çıkan gazetecilerin bölüm başına ne kadar para kazandığını ortaya koydu Anadol’un soru önergesinin ardından TRT için program yapan gazetecilerin aldıkları ücretler açıklandı. (daha&helliip;)

Gıda Ürünlerinde Etiketlerin Anlamları

Etiket bilgileri, doğru alışveriş yapma ve sağlıklı beslenmenin haritasını gösteriyor. Gıda mühendisi Kübra Koyuncu sağlık için etiket dilinin öğrenilmesi gerektiğini söylüyor.

Etikette besin öğe değerleri, üretici firmaya ait bilgi ve üretim izinleri, içindekiler listesi, porsiyon miktarı gibi bilgiler yer alır. Kübra Koyuncu ürün satın alırken özellikle HACCP gıda güvenlik belgesi, son kullanma tarihi ve ‘e’ simgesinin kontrol edilmesi gerektiğini belirtiyor. HACCP belgesinin tehlike analizi ve kritik kontrol noktasını ifade ettiğini söyleyen Koyuncu, “HACCP, üretim sırasında gıda maddesi ya da ambalajına herhangi bir bulaşma olmasına karşı alınacak önlemlerin bütününü kapsar. HACCP belgesi bulunmayan hiçbir ürün satın alınmamalı. (daha&helliip;)

Türkiyedeki Camiler

Doç. Dr. Ahmet Onay, çıktığı yurt gezisinde eşi ve kızları camilerde namaz kılamayınca sorunun tezini hazırladı. Türkiye’nin cami profilini rakamlarla ortaya koyan Onay, camilerin yüzde 90’ında kadınlar için abdest alma yeri bulunmadığını, camilerin şehir hayatına uygun planlanmadığını söyledi.

Rakamlarla camiler

Kişi başına düşen cami sayısı: 2002 yılında bir araştırmaya göre Türkiye’de ortalama 882 kişiye bir cami veya mescit düşüyor.

Kadrolu cami sayısı: 2008 yılı verilerine göre Türkiye’de 67.624 kadrolu, 12.008’i kadrosuz cami bulunuyor. (daha&helliip;)

Türk isimleri nasıl ve niye değişiyor

Türk çocuklarına verilen adlar son 50 yılda yıllara göre nasıl değişti. Her on yılda sevilen ve sevilmeyen çocuk isimleri hangileri? İsimler nasıl ve ne şekilde bir değişim gösterdi..

Mustafa Berk, Emine Naz gibi yarısı geleneksel, yarısı moda çift isimler neyi işaret ediyor? ‘Kur’an’da geçtiği için’ verilen ‘Aleynâ’ ismi, yabancı çağrışımlı moda isim ‘Alârâ’nın ‘İslamî muadili’ olabilir mi? 1970’li ve 1980’li yıllarda doğanlarda ‘Murat’ ismi neden çok fazla? Bu dönemde ideolojik reflekslerle hangi isimler verildi? Son 50 yılda en sık verilen ilk 10 kız ve erkek ismi hangileri? Bugün moda olan ve sevilmeyen isimler neler? Eskiden dini referanslar ve aile büyüklerinin isimleri dikkate alınırken, neden bugün ‘değişik olması ve kulağa hoş gelmesi’ daha önemli? Farklı dönemlerde en sık verilen isimlerin istatistiklerini yorumlayarak bu soruların cevaplarını bulmaya, isimlerimiz üzerinden toplumsal hikâyemizi okumaya çalıştık.

(daha&helliip;)

2008 Yılında Türkiye’de Doğum Oranı ve Sayısı

Türkiye’de geçen yıl 1 milyon 262 bin 333 doğum gerçekleşti. Yeni doğan bebeklerin yüzde 51′i erkek, yüzde 49′u ise kız oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Merkezi Nüfus İdaresi (MERNİS) veri tabanında yer alan 2001-2008 yıllarına ilişkin doğum verilerini ilk kez açıkladı.

Buna göre, 2007 yılında 1 milyon 266 bin 503 olan doğum sayısı, 2008 yılında 1 milyon 262 bin 333′e geriledi. Doğum sayısı 2001 yılında ise 1 milyon 321 bin 890 idi.

Geçen yıl doğan bebeklerin yüzde 51′i erkek, yüzde 49′u ise kız oldu. Yani 2008 yılında 648 bin 875 erkek, 613 bin 458 kız çocuğu dünyaya geldi.

Kaba doğum hızı binde 17,8 olarak belirlendi. Söz konusu rakam 2007 yılında binde 18, 2001 yılında ise binde 20,3 düzeyindeydi.

Başı Güneydoğu Çekiyor
Kaba doğum hızı bölgesel bazda incelendiğinde, geçen yıl kaba doğum hızının en yüksek olduğu bölge binde 27,4 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, en düşük olduğu bölge ise binde 11,6 ile Batı Marmara oldu.

Geçen yıl genel doğurganlık hızı (15-44 yaş grubunda kadın başına düşen doğum sayısı) ise binde 74,2 oldu. Genel doğurganlık hızı 2007 yılında binde 75,1, 2001′de ise binde 83,8 olarak hesaplanmıştı.

Ortalama Çocuk Sayısı: 2
Toplam doğurganlık hızı (bir kadının doğurgan olduğu dönem yani 15-49 yaş dönemi boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısı) 2001 yılında 2,37 çocuk iken 2007 yılında bu rakam 2,12 çocuk ve 2008 yılında da 2,10 çocuk oldu. Başka bir deyişle bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısı 2 oldu.

Yaşa özel doğurganlık hızları incelendiğinde ise en yüksek doğurganlık hızının 20-24 ve 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü.

Kaynak : TRT Haber

Araç Segmentleri nelerdir ?

Bir çok sektör gibi dünya otomotiv sektörü de ortak bir dil oluşturmak adına tanımlar geliştirmeye çalışıyor. Bu çalışmalar yalnızca ortak bir dili oluşturmakla kalmamakta, rekabetin hatlarını belirleyen çizgileri de ortaya çıkarmaktadır.

İş yaşamında “Rekabet Öncesi Birliktelik” diye tanımlanan bu girişimler, otomotiv sektörünün ihtiyacı olan ürün sınıflandırmasını belirginleştirmekte etkili olmuştur. Segmentasyon denilen ürün sınıflandırması, hangi aracın kimlerle rekabet edebileceğini belirlerken tüketicinin alım seviyesini de kademelendirir. (daha&helliip;)

Toplam 11 sayfa, 7. sayfa gösteriliyor.« İlk...56789...Son »
Neye, Kime Denir? Kimdir? Adresi Neresi? © 2018